Netflix’in Monster serisi 17 Eylül’de Lizzie Borden hikâyesiyle dönüyor. 1892’deki çifte cinayeti, beraat eden Lizzie Borden’ı ve dizinin gerçek olaylardan nerede ayrıldığını birlikte inceleyelim.
Netflix’in Monster serisi bu kez Amerika’nın 134 yıldır çözemediği bir cinayet dosyasına gidiyor. 1892’de babası Andrew Borden ile üvey annesi Abby Borden evlerinde öldürüldüğünde bütün şüpheler 32 yaşındaki Lizzie Borden’a çevrildi. Lizzie yargılandı ve beraat etti; başka hiç kimse de cinayetlerden hüküm giymedi. Netflix ise 17 Eylül’de yayınlanacak Monster: The Lizzie Borden Story için çok daha kesin bir Lizzie yaratıyor. Bence diziyi izlemeden önce bilinmesi gereken en önemli şey de burada: Ekranda göreceğimiz kadın gerçek Lizzie Borden’dan doğuyor ama tarih, Netflix’in anlattığı kadar kesin konuşmuyor.
Lizzie Borden adını daha önce hiç duymamış olsanız bile hikâyesini bir yerlerden tanıyor olabilirsiniz. Genç bir kadın, Viktorya dönemine ait büyük bir ev, kanlı bir balta cinayeti, öldürülen anne-baba ve suçlanıp mahkemeden beraat ederek çıkan kız…
Amerikan popüler kültürü bu hikâyeyi öylesine uzun süredir yeniden anlatıyor ki gerçek dava ile Lizzie Borden efsanesi birbirine karışmış durumda.
Netflix’in Monster serisinin dördüncü sezonu da tam buraya giriyor.
Spoiler Uyarısı: Bu yazı, Lizzie Borden davasının sonucuna ve Monster: The Lizzie Borden Story hakkında açıklanan bazı önemli hikâye ayrıntılarına değiniyor.
Jeffrey Dahmer, Menendez kardeşler ve Ed Gein’in ardından Ryan Murphy ve Ian Brennan’ın serisi ilk kez hikâyesinin merkezine bir kadını yerleştiriyor. Netflix’in Türkiye’de Canavar: Lizzie Borden’ın Hikâyesi adıyla yayınlayacağı dizide Lizzie’yi Ella Beatty canlandırıyor. Ancak fragmanı izlediğimde beni cinayetlerin vahşetinden çok başka bir tercih düşündürdü.
Netflix, 1892’de mahkemenin yapamadığı şeyi daha tanıtım aşamasında yapmış görünüyor.
Lizzie’nin suçlu olduğuna karar veriyor.
Oysa gerçek hikâye tam da karar veremediğimiz için 134 yıldır yaşamaya devam ediyor.
Her Şey 4 Ağustos 1892 Sabahı Başladı
Yer Massachusetts eyaletinin Fall River kasabası.
Borden ailesi bölgenin varlıklı ailelerinden biriydi. Baba Andrew Borden gayrimenkul, tekstil ve bankacılık yatırımları sayesinde ciddi bir servet edinmişti. Buna rağmen ailesini sahip olduğu servete kıyasla oldukça mütevazı koşullarda yaşatıyordu.
Evde Andrew Borden, ikinci eşi Abby, kızları Lizzie ve Emma ile İrlandalı hizmetçi Bridget Sullivan yaşıyordu.
4 Ağustos 1892 sabahında Emma evde değildi.
Abby Borden üst kattaki misafir odasında öldürüldü. Yaklaşık bir buçuk saat sonra eve dönen Andrew Borden ise oturma odasındaki kanepede öldürüldü.
Cinayetlerin vahşeti Fall River’ı sarsmaya yetiyordu. Fakat olayın gerçekten tuhaf tarafı evin içindeydi.
Dışarıdan zorla girildiğine ilişkin ikna edici bir iz yoktu. Komşular bir yabancının girip çıktığını görmemişti. İki cinayet arasında ciddi bir zaman farkı bulunuyordu.
Ve o sırada evde Lizzie Borden ile Bridget Sullivan vardı.
Lizzie kısa süre içinde soruşturmanın merkezine yerleşti.
Meşhur Balta Tekerlemesinin Neredeyse Tamamı Yanlış
Lizzie Borden hikâyesinin günümüze kadar gelmesinin önemli nedenlerinden biri çocukların bile söylediği meşhur Amerikan tekerlemesi.
Tekerleme Lizzie’nin annesine 40, babasına 41 balta darbesi vurduğunu anlatıyor.
Gerçekte kurbanlardan biri Lizzie’nin annesi değil, üvey annesi Abby Borden’dı.
Silahın da büyük bir baltadan çok, daha küçük bir hatchet olduğu düşünülüyor. Türkçede buna küçük balta ya da el baltası demek daha doğru.
Darbe sayıları da efsanedeki kadar yüksek değildi. Smithsonian’ın aktardığı kayıtlara göre Abby Borden’a 19, Andrew Borden’a ise 10 ya da 11 darbe vurulmuştu.
Kısacası popüler kültür daha ilk günden olayı değiştirmeye başlamış.
Bence Netflix dizisini izlerken akılda tutulması gereken şeylerden biri de bu. Lizzie Borden vakasında tarih ile efsane arasındaki çizgi zaten bir asırdan uzun süredir bulanık.
Lizzie Borden Neden Baş Şüpheli Oldu?
Lizzie’nin şüpheli hale gelmesinin tek nedeni cinayet sırasında evde bulunması değildi.
İfadelerinde çelişkiler vardı. Babasının cesedini bulmadan önce nerede olduğuna ilişkin anlattıkları araştırmacıları ikna etmedi. Cinayetlerden kısa süre önce bir eczaneden son derece zehirli olan prusik asit almaya çalıştığına ilişkin ifade ortaya çıktı.
Cinayetlerden sonra bir elbiseyi yakması da şüpheleri artırdı. Lizzie bunun boya lekeli eski bir elbise olduğunu söyledi; savcılık ise olası delilin ortadan kaldırıldığını düşündü.
Aile içinde de gerilim bulunuyordu.
Lizzie ile kız kardeşi Emma, babalarının mal varlığının bir bölümünü Abby’nin ailesine aktarmasından rahatsız olmuştu. Andrew Borden’ın büyük servetine rağmen son derece tutumlu yaşaması da aile içindeki huzursuzluğun kaynaklarından biriydi.
Bütün bunlar Lizzie’yi son derece güçlü bir şüpheli haline getiriyordu.
Ama şüphe başka, mahkûmiyet başka.
Cinayetleri Lizzie’ye bağlayan doğrudan fiziksel delil bulunamadı. Evde bulunan baltanın cinayet silahı olduğu kesinleştirilemedi. Dönemin soruşturma teknikleri de bugünkü adli tıptan çok uzaktı; örneğin parmak izi incelemesi soruşturmanın parçası olmadı.
Bugün bir true crime belgeselinde saatlerce incelenecek olay yeri, 1892 şartlarında çok daha sınırlı imkânlarla değerlendirildi.
Lizzie Borden Suçlu Bulundu mu?
Hayır.
Lizzie Borden 11 Ağustos 1892’de tutuklandı ve 1893 yılında cinayetlerden yargılandı.
Dava döneminin en büyük medya olaylarından birine dönüştü. Mahkeme salonu, gazeteler ve kamuoyu Lizzie’nin suçlu olup olmadığı konusunda ikiye ayrıldı.
Savcılığın elinde şüpheli davranışlar vardı ama cinayeti doğrudan Lizzie’ye bağlayan güçlü bir fiziksel delil yoktu.
Üstelik davanın görüldüğü dönemin toplumsal koşullarını bugünden değerlendirmek de önemli.
Lizzie varlıklı, beyaz, Protestan, kilise faaliyetlerine katılan bir kadındı. 19. yüzyıl sonundaki jüri için böyle bir kadının babasını ve üvey annesini böylesine vahşice öldürmüş olabileceğine inanmak kolay değildi. Sınıf ve toplumsal cinsiyet algısının dava üzerindeki etkisi bugün tarihçilerin özellikle üzerinde durduğu konulardan biri.
Jüri Lizzie Borden’ı beraat ettirdi.
Ve cinayetlerden başka hiç kimse mahkûm edilmedi.
Hukuken Lizzie Borden masumdu.
Kamuoyu ise onu hiçbir zaman tamamen beraat ettirmedi.
İşte Netflix ile Gerçek Hikâyenin Yolları Burada Ayrılıyor
Netflix’in resmi Türkiye sayfasındaki dizi açıklamasını okuduğunuzda ilginç bir tercih görüyorsunuz.
Platform diziyi, Lizzie Borden’ın ebeveynlerini baltayla öldürdüğü bir hikâye olarak tanımlıyor.
Tudum’daki başka içeriklerde ise Lizzie’den “cinayetle suçlanan kadın” olarak söz ediliyor ve davanın çözülemediği açık biçimde belirtiliyor. Başrol Ella Beatty de gerçek Lizzie hakkında araştırma yaptıktan sonra Ryan Murphy ve Ian Brennan’ın yarattığı oldukça kurgusallaştırılmış Lizzie’yi canlandırdığını söylüyor.
Ben bu ayrımı çok önemli buluyorum.
Çünkü dizi bir belgesel değil.
Lizzie Borden cinayetlerinin boşluklarını dolduruyor, karakterlere motivasyon veriyor ve tarihsel olarak kanıtlanmamış ilişkileri dramatik hikâyenin parçası haline getiriyor.
Dolayısıyla diziyi izlerken ekranda gördüğümüz her sahneyi “demek ki gerçekten böyle olmuş” diye okumamak gerekiyor.
Bridget Sullivan ile Lizzie Borden Gerçekten Sevgili miydi?
Fragmanın en çok konuşulacak taraflarından biri muhtemelen burası olacak.
Vicky Krieps’in canlandırdığı Bridget “Maggie” Sullivan, gerçek hayatta Borden ailesinin yanında çalışan İrlandalı hizmetçiydi ve cinayet günü evdeydi.
Netflix versiyonunda Lizzie ile Maggie arasında cinsel ve romantik bir ilişki kuruluyor. Maggie aynı zamanda Lizzie’nin ailesine duyduğu öfkeyi besleyen önemli bir karaktere dönüşüyor.
Bunun tarihsel olarak kanıtlanmış bir gerçek olduğunu söyleyemeyiz.
Lizzie ile Bridget arasında romantik ilişki bulunduğu fikri yıllardır kitaplarda ve filmlerde kullanılan teorilerden biri. 2018 tarihli Lizzie filmi de Chloë Sevigny ile Kristen Stewart üzerinden aynı ihtimali merkezine almıştı.
Ancak eldeki tarihsel kayıtlar böyle bir ilişkiyi doğrulamıyor.
Netflix de burada dava dosyasındaki kesin bir bilgiyi ekrana taşımaktan çok, cinayetlerin cevapsız bıraktığı alanlardan birini kendi hikâyesi için dolduruyor.
Lizzie’nin Oyuncu Nance O’Neil ile İlişkisi Daha Farklı Bir Hikâye
Lizzie Borden’ın kadınlarla ilişkisine dair tartışmalar yalnızca Bridget Sullivan üzerinden yürümüyor.
Beraat ettikten yıllar sonra Lizzie, dönemin tanınmış tiyatro oyuncularından Nance O’Neil ile yakın bir arkadaşlık kurdu. İkilinin ilişkisi Fall River’da ciddi dedikodulara yol açtı.
Netflix dizisinde Nance O’Neil’i Jessica Barden canlandırıyor.
Gerçek hayatta Lizzie’nin tiyatro dünyasına olan ilgisi biliniyor ve Nance ile arkadaşlığı belgelenmiş durumda. Bu ilişkinin romantik olup olmadığı ise hiçbir zaman kesinleşmedi.
Lizzie’nin ablası Emma’nın 1905 yılında ortak yaşadıkları evden ayrılması da yıllar boyunca Nance O’Neil arkadaşlığıyla ilişkilendirildi, fakat burada da kesin bir cevap yok.
Lizzie Borden hikâyesinin neredeyse her katmanında aynı yere geliyoruz.
Bir miktar gerçek var.
Ardından büyük bir boşluk geliyor.
Popüler kültür de o boşluğu dolduruyor.
Sarah Paulson’ın Aileen Wuornos’u 1892’de Ne Arıyor?
Oyuncu kadrosunu ilk gördüğümde benim de dikkatimi çeken isim Sarah Paulson oldu.
Paulson dizide Aileen Wuornos’u canlandırıyor.
Burada tarih hesabı yapmaya çalışmayın. Wuornos 1956 yılında doğdu; Lizzie Borden ise 1927’de öldü. İki kadın hiçbir zaman karşılaşmadı.
Aileen Wuornos karakteri dizinin 1892 hikâyesinin gerçek bir parçası değil.
Ryan Murphy ve Ian Brennan, Lizzie Borden’ın sonraki dönemlerde kadın şiddeti ve “kadın katil” imgesi üzerindeki kültürel etkisini göstermek için Wuornos’u farklı zaman dilimlerinde hikâyeye bağlıyor.
Netflix’in açıklamasına göre sezon yalnız Lizzie cinayetlerini anlatmakla kalmayacak, kadın öfkesi, baskı ve kadınların şiddetle ilişkilendirilme biçimi üzerine daha geniş bir bağ kurmaya çalışacak.
Bence sezonu önceki Monster işlerinden ayırabilecek en ilginç taraflardan biri de burada yatıyor.
Monster The Lizzie Borden Story Oyuncu Kadrosunda Kimler Var?
Lizzie Borden rolünde Ella Beatty var. Beatty’yi daha önce Ryan Murphy’nin Feud: Capote vs. The Swans yapımında izlemiştik.
Borden ailesinin hizmetçisi Bridget Sullivan’ı Vicky Krieps, baba Andrew Borden’ı Charlie Hunnam, üvey anne Abby Borden’ı ise Rebecca Hall canlandırıyor.
Lizzie’nin ablası Emma rolünde Billie Lourd, oyuncu Nance O’Neil rolünde Jessica Barden yer alıyor.
Ve yukarıda anlattığım farklı zaman katmanında Sarah Paulson, Aileen Wuornos olarak karşımıza çıkıyor.
Charlie Hunnam ve Vicky Krieps’in Monster: The Ed Gein Story sonrasında antolojiye başka karakterlerle geri dönmeleri de serinin kendi oyuncu havuzunu oluşturmaya başladığını gösteriyor.
Gerçek Lizzie Borden Beraat Ettikten Sonra Ne Yaptı?
Hikâyenin filmlerde daha az anlatılan kısmı benim için en az cinayet kadar ilginç.
Lizzie beraat ettikten sonra Fall River’dan kaçmadı.
Ablası Emma ile birlikte babalarından kalan mirası aldı ve şehrin daha varlıklı kesimindeki büyük bir eve taşındı. Eve Maplecroft adını verdi.
Tiyatroya ilgi duydu, New York ve Boston’a seyahat etti, oyuncularla arkadaşlık kurdu.
Ama toplumun verdiği hüküm mahkemeninki kadar kolay değişmedi.
Komşuların önemli bölümü Lizzie’den uzak durdu. Çocuklar evinin önünde onunla alay etti. Fall River’a gelen ziyaretçilere cinayet hikâyesi anlatıldı.
Yani Lizzie mahkemeden özgür çıktı ama hayatının geri kalanını suçlamanın gölgesinde yaşadı.
1927 yılında 66 yaşında öldü.
İlginç biçimde aynı yıl ablası Emma da dokuz gün sonra hayatını kaybetti. İki kardeş, öldürülen Andrew ve Abby Borden’ın bulunduğu aile mezarlığına gömüldü.
Peki Lizzie Borden Gerçekten Öldürdü mü?
Diziyi izlemeden önce bence bu soruya kesin cevap aramamak daha keyifli.
Çünkü 134 yıl sonra bizim sahip olduğumuz deliller 1893 jürisinin elindekilerden mucizevi biçimde daha iyi hale gelmedi.
Lizzie’nin davranışları şüpheli.
İfadelerindeki çelişkiler açıklanması zor.
Miras motifi mümkün.
Elbise yakması rahatsız edici.
Cinayet sırasında evde bulunması büyük bir problem.
Ama karşı tarafta da çok ciddi boşluklar var.
Cinayet silahı kesinleşmedi. Kanlı kıyafet bulunamadı. Doğrudan görgü tanığı yok. Güçlü fiziksel delil yok. Başka birinin eve girip girmediğine ilişkin soru hiçbir zaman tamamen kapanmadı.
Dolayısıyla bugün “Lizzie kesinlikle yaptı” demek de “kesinlikle masumdu” demek de tarihsel kaydın bize verdiğinden daha fazla kesinlik üretmek anlamına geliyor.
Mahkemenin cevabı masumdu. Tarihin cevabı hâlâ bilmiyoruz.
Diziyi İzlerken Gerçek ile Kurguyu Ayırmak Gerekiyor
Fragmana bakılırsa Monster: The Lizzie Borden Story gri alanda kalmayı çok fazla istemiyor.
Netflix’in Lizzie’si baskıcı bir evde sıkışmış, Maggie ile ilişkisi üzerinden özgürlüğün tadına varan, öfkesi büyüyen ve sonunda şiddete yönelen bir kadın olarak kurulmuş.
Bu psikolojik çerçeve dramatik olarak gayet güçlü olabilir.
Tarihsel olarak ise yorum.
Özellikle Maggie ile ilişki, cinayetin motivasyonu ve Lizzie’nin zihinsel dünyası konusunda dizinin dolduracağı boşlukların gerçek dosyayla karıştırılmaması gerekiyor.
Ella Beatty’nin kendi açıklaması aslında izleyiciye en iyi uyarıyı veriyor. Oyuncu önce gerçek vakayı araştırmış, ardından gerçek kişinin hayatından hareketle yaratılmış kurgusal Lizzie Borden’ı canlandırmış.
Ben diziyi de tam bu gözle izleyeceğim.
“Gerçekte böyle olmuş” diye değil, “Ryan Murphy ve Ian Brennan bu çözülemeyen dosyayı nasıl yorumlamış?” diye.
Lizzie Borden Hikâyesi Neden Hâlâ Bu Kadar Etkileyici?
True crime dünyasında çok daha karmaşık, çok daha kanlı ve çok daha fazla kurbanı olan vakalar var.
Lizzie Borden ise iki cinayetle 134 yıldır popüler kültürden çıkmıyor.
Bence nedeni cinayetlerin kendisinden çok eksik kalan cevap.
Hikâyede her şey bir polisiye romanın çözüm bölümüne doğru ilerliyor. Kapalı sayılabilecek bir ev var. Çok az sayıda insan var. Motif ihtimalleri var. Şüpheli davranışlar var. Bir balta var.
Sonra mahkeme geliyor.
Ve hikâye çözülmeden bitiyor.
Biz de bir asır sonra hâlâ o son sayfayı yazmaya çalışıyoruz.
Netflix’in Monster serisi için Lizzie Borden’ın neredeyse kusursuz bir seçim olmasının nedeni de bence burada.
Jeffrey Dahmer ya da Ed Gein’de ne olduğunu biliyoruz. Tartışma çoğunlukla neden yaptıkları üzerinden ilerliyor.
Lizzie Borden’da ise ilk soru hâlâ kapanmış değil.
Yaptı mı?
Monster 4’ü İzlemeden Önce Aklımda Tutacağım Şey
Monster: The Lizzie Borden Story 17 Eylül’de Netflix’te yayınlanacak. Fragmanından oyuncu kadrosuna kadar baktığımda oldukça sert, kanlı ve psikolojik olarak yoğun bir sezon geliyor gibi görünüyor.
Ama beni dizide en fazla cinayet sahneleri ilgilendirmiyor.
Gerçek bir kadının nasıl önce baş şüpheliye, sonra mahkeme sanığına, ardından Amerikan kültürünün en ünlü kadın katillerinden birine dönüştüğünü görmek daha ilginç geliyor.
Çünkü burada tuhaf bir durum var.
Lizzie Borden hukuken katil değil. Popüler kültürde ise 134 yıldır baltayı elinden bırakamıyor.
Netflix şimdi o baltayı yeniden eline veriyor.
Dizinin başarısını da bence tam olarak burada ölçeceğiz. Tarihin cevapsız bıraktığı bir kadını anlamaya mı çalışacak, yoksa çoktan verilmiş popüler kültür hükmünü daha kanlı ve gösterişli biçimde tekrar mı edecek?
Benim Monster: The Lizzie Borden Story için asıl merak ettiğim soru bu.


