DigitalAge Tech Summit kapsamında gerçekleşen “Longevity Yüz Yıllık Bir Ömür İçin Yeni Bir İşletim Sistemi” başlıklı sunumda UK National Innovation Centre for Ageing Direktörü Nicola Palmarini‘yi dinledik. Sunumda aldığım notları yazımda bulabilirsiniz.
Yüz Yıllık Bir Ömür İçin Yeni Bir İşletim Sistemi
DigitalAge Tech Summit kapsamında gerçekleşen “Yüz Yıllık Bir Ömür İçin Yeni Bir İşletim Sistemi” başlıklı sunumda UK National Innovation Centre for Ageing Direktörü Nicola Palmarini, yaş alma, sağlıklı ömür, yapay zeka destekli biyoteknoloji ve longevity ekonomisinin dünyayı nasıl yeniden şekillendirdiğini anlattı. Sunum, uzun yaşama arzusunun artık yalnızca bireysel bir sağlık hedefi olmadığını; ekonomi, iş gücü, şehirler, tüketici davranışı, teknoloji, bakım sistemleri ve marka stratejileri açısından yeni bir toplumsal işletim sistemi gerektirdiğini ortaya koydu.
Longevity, iklim değişikliği kadar büyük bir dönüşüm başlığına dönüşüyor
Nicola Palmarini, dünyada iki büyük dönüşümün aynı anda yaşandığını söyleyerek başladı: İklim değişikliği ve nüfusun yaşlanması. İklim değişikliği nasıl 1980’lerden itibaren sürdürülebilirlik kavramı etrafında küresel gündeme yerleştiyse, longevity de bugün benzer bir eşikte duruyor.
Palmarini’ye göre longevity, yalnızca sağlık sektörüyle sınırlı bir alan olarak okunamaz. Yaşam süresinin uzaması; tüketim alışkanlıklarından iş gücüne, emeklilik sistemlerinden şehir planlamasına, sağlık harcamalarından teknoloji yatırımlarına kadar çok geniş bir alanı etkiliyor. Üstelik yaşlanan nüfus uzak bir coğrafyanın meselesi sayılmaz. Türkiye de aynı dönüşümün içinde yer alıyor.
Sunumda paylaşılan verilere göre 2050’ye gelindiğinde Türkiye’de 65 yaş üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yaklaşık yüzde 23 seviyesine ulaşacak. Yaş eşiği 60’a çekildiğinde ise oran yüzde 28-29 bandına çıkacak. Bu da yaklaşık 26 milyon kişinin 60 yaş üzeri nüfusta yer alması anlamına geliyor. Dolayısıyla longevity Türkiye için de doğrudan ekonomik, sosyal ve teknolojik bir gündem.
Beş kuşak aynı anda yaşıyor, çalışıyor ve tüketiyor

Palmarini, insanlık tarihinde ilk kez beş kuşağın aynı anda yaşadığı, oy kullandığı, alışveriş yaptığı ve toplumsal hayata katıldığı bir dönemden geçtiğimizi söyledi. Bilimsel gelişmeler, hijyen, emniyet kemeri, kask kullanımı, şehir içi hız limitleri ve gündelik davranış değişiklikleri insan ömrünü uzattı. Son 50 yılda her 10 yılda ortalama iki yıl yaşam süresi kazanıldı.
Ancak aynı ivme artık her ülkede aynı hızda sürmüyor. Palmarini, Birleşik Krallık örneği üzerinden yaşam beklentisinin bazı ülkelerde plato seviyesine geldiğini, hatta kimi yerlerde gerilediğini anlattı. İngiltere’de obezite önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Yaşam süresini uzatan klasik kazanımların etkisi azalırken, yeni sıçramanın bilim, yapay zeka ve biyoteknoloji tarafından tetiklenebileceği öngörülüyor.
Eli Lilly ve Novo Nordisk gibi büyük sağlık şirketlerinin yapay zeka şirketleriyle yaptığı iş birlikleri, araştırma süreçlerinin hızlanacağına işaret ediyor. Palmarini’ye göre yapay zeka destekli bilimsel keşifler, sağlıklı yaş alma alanında henüz tam olarak öngöremediğimiz sonuçlar yaratabilir.
Yaşlanma hastalık mı, yönetilebilir bir süreç mi?
Sunumun en dikkat çekici tartışmalarından biri yaşlanmanın nasıl tanımlanacağı üzerineydi. Palmarini, bazı yaşa bağlı hastalıkların ortak biyolojik süreçlerle ilişkili olduğunu anlattı. Bu nedenle yaşlanmanın kendisini hedef alan tedaviler; kalp-damar hastalıkları, metabolik sorunlar, nörodejeneratif hastalıklar ve farklı yaşa bağlı durumlar üzerinde etkili olabilir.
Ancak yaşlanmanın “hastalık” olarak tanımlanmasının önemli bir psikolojik ve toplumsal sonucu var. Eğer yaşlanma hastalık sayılırsa, yaş alan herkes otomatik olarak “hasta” kabul edilir. Palmarini, araştırmanın yaşlanma biyolojisini anlamaya yönelmesinin değerli olduğunu; ancak dilin ve yaklaşımın insanı etiketleyen bir noktaya kaymaması gerektiğini vurguladı.
Palmarini’ye göre yanıt, yalnızca yaşlanmayı hastalık olarak tanımlamakta aranamaz. Daha doğru eksen, yaş alma sürecini daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha yönetilebilir hale getirmek. Burada bilim kadar davranış, çevre, toplum ve yaşam biçimi de belirleyici rol oynuyor.
AlphaFold ve yapay zeka, longevity araştırmalarını hızlandırıyor
Nicola Palmarini, longevity alanındaki asıl kırılmanın yapay zeka destekli bilimsel keşiflerle yaşanacağını anlattı. Google DeepMind tarafından geliştirilen AlphaFold, protein yapılarının çözümlenmesinde yarattığı devrimle bilimsel araştırmaların hızını artırdı. Palmarini’ye göre özel şirketler artık yalnızca teknoloji üretmiyor; biyoloji, sağlık ve uzun ömür araştırmalarında da çok güçlü aktörlere dönüşüyor.
Bu yeni dönemde bilimsel keşifler yalnızca büyük araştırma merkezleri ve devlet laboratuvarlarıyla sınırlı kalmıyor. Yapay zeka şirketleri, biyoteknoloji girişimleri, sağlık teknolojisi platformları ve veri odaklı özel kurumlar, longevity alanındaki ilerlemeyi hızlandırıyor.
Palmarini’nin altını çizdiği üç temel nokta öne çıkıyor. İlki, insanlık bugüne kadar yaşam süresini büyük ölçüde daha iyi sağlık koşullarıyla uzattı. İkincisi, yaş alma standart bir süreç değil; herkes biyolojik, çevresel, davranışsal ve sosyal etkenlere göre farklı yaşlanıyor. Üçüncüsü, yaş alma süreci esnek ve etkilenebilir bir alan. Bilim, davranış ve çevresel faktörler yaşam yolculuğunun seyrini değiştirebiliyor.
Yaşlanan toplumdan longevity toplumuna geçiş

Palmarini, “ageing society” ile “longevity society” arasında önemli bir fark kurdu. Yaşlanan toplum yaklaşımı, daha çok yaşlı nüfusa uyum sağlamaya çalışan bir ekonomiyi ifade ediyor. Silver economy kavramı da çoğu zaman yaş alan bireylere ürün ve hizmet sunma mantığıyla ele alınıyor.
Longevity toplumu ise hayatı yalnızca ileri yaşlara göre düzenlemiyor. Sağlıklı yaşam yolculuğunu doğumdan, hatta annenin sağlığından başlayarak ele alıyor. Palmarini’nin verdiği örnek çok net: 60 yaşında sigarayı bırakmak elbette fayda sağlar; ancak 20 yaşında hiç başlamamak çok daha güçlü bir longevity stratejisi yaratır.
Bu çerçevede ölçüm de değişiyor. Sadece yaşam süresine bakmak yeterli kalmıyor. Asıl ölçülmesi gereken, sağlıklı yaşam beklentisi. İnsanların kaç yıl yaşadığı kadar, hangi sağlık kalitesiyle yaşadığı da belirleyici hale geliyor.
Türkiye için en kritik alan sağlıklı yaşam süresi farkını kapatmak
Palmarini, Türkiye’de yaşam beklentisi ile sağlıklı yaşam beklentisi arasındaki farkın önemli bir fırsat alanı sunduğunu anlattı. Amaç, yalnızca yaşam süresini uzatmak olmamalı; sağlıklı geçirilen yılları artırmak gerekiyor.
Türkiye içinde de iller arasında farklılıklar bulunuyor. Palmarini, sağlıklı yaşam beklentisinin ülke içinde bile yaklaşık dört yıllık fark gösterebildiğini söyledi. Bu durum, longevity politikalarının ülke genelinde tek tip uygulanamayacağını gösteriyor. Her bölgenin çevresel, sosyal, ekonomik ve sağlık altyapısı farklılık taşıyor.
Dolayısıyla sağlıklı longevity için daha granüler, yerel dinamikleri dikkate alan bir yaklaşım gerekiyor. Şehirler, bölgeler, mahalleler ve farklı sosyoekonomik gruplar ayrı ayrı değerlendirildiğinde daha etkili müdahaleler tasarlanabilir.
Sağlıklı ömür ekonomiye doğrudan katkı sağlıyor
Palmarini, sağlıklı longevity ihtiyacını yalnızca bireysel sağlık üzerinden açıklamadı; ekonomik etkisini de güçlü verilerle anlattı. OECD ülkeleri üzerinden paylaşılan modele göre yaşlanan nüfusa yönelik hiçbir politika geliştirilmediğinde ekonomi üzerinde ciddi bir yük oluşuyor. İnsanların daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlayan politikalar ise kişi başı gelir ve ekonomik büyüme üzerinde olumlu etki yaratıyor.
Palmarini’ye göre sağlıklı yaşamdan kazanılan bir yılın ekonomik karşılığı küresel ölçekte trilyon dolarlarla ifade ediliyor. Birleşik Krallık örneğinde 50-64 yaş aralığındaki çalışan nüfusun yalnızca yüzde 1’lik katkısı bile GSYH üzerinde milyarlarca sterlinlik değer yaratabiliyor. Sağlıklı yaşam süresinin bir yıl uzaması ise sağlık sistemi üzerindeki yükü ciddi ölçüde azaltabiliyor.
Ekonomik gerekçenin yanında ikinci önemli neden doğum oranlarındaki düşüş. Türkiye dahil birçok ülkede doğurganlık oranları kuşak yenilenme seviyesinin altına geriliyor. Daha az çocuk doğan bir dünyada sağlıklı, üretken, topluma katılan ve bağımsız kalabilen yetişkin nüfusun önemi artıyor.
Uzun yaşamak değil, sağlıklı ve anlamlı yaşamak
Palmarini, izleyicilere iki seçenek sundu: 75 yaşına kadar tamamen sağlıklı yaşayıp 75. doğum gününde ölmek ya da 120 yaşına kadar yaşamak, ancak sağlıklı olup olunmayacağını bilmemek. Salondaki yanıtlar, insanların uzun ömür fikrini hâlâ güçlü biçimde benimsediğini gösterdi.
Ancak Palmarini’ye göre asıl mesele yıl sayısı değil; o yıllara nasıl ulaşıldığı. Sağlıklı, anlamlı, üretken ve sosyal bağlılığı olan bir yaşam, longevity tartışmasının merkezinde yer alıyor. Varlıklı bireylerle yapılan araştırmalar da sağlığın maddi değerin ötesinde görüldüğünü gösteriyor. Birçok kişi daha uzun sağlıklı yaşam için servetinin önemli kısmından vazgeçebileceğini belirtiyor.
Sağlık yalnızca hastane, ilaç veya tedavi meselesi sayılmıyor. İnsanların topluma katkı verebilmesi, başkalarıyla ilişki kurabilmesi, bağımsız kalabilmesi ve amaç duygusunu sürdürebilmesi de sağlıklı longevity’nin parçaları arasında.
Sağlığın büyük bölümü davranış ve toplum tarafından şekilleniyor
Palmarini, sağlığı etkileyen faktörleri paylaştı. Sağlık hizmetleri, yani hastaneler ve ilaçlar toplam etki içinde sınırlı bir paya sahip. Genetik önemli bir alan; ancak davranışsal ve toplumsal faktörler toplam etki içinde çok daha büyük yer tutuyor. Beslenme, yaşam biçimi, hareket, hava kalitesi, sosyal çevre, haber tüketimi, stres, uyku ve gündelik deneyimler sağlığın seyrini belirliyor.
Palmarini’ye göre sağlık sistemlerinin büyük bölümü hastalık ortaya çıktıktan sonra devreye giriyor. Önleyici sağlık için ise güçlü ve sürdürülebilir bir iş modeli hâlâ yeterince gelişmiş durumda sayılmaz. Asıl fırsat, hayatın kendisinde saklı. Gün içinde temas ettiğimiz her deneyim, her ürün, her hizmet ve her çevresel unsur longevity yolculuğuna etki ediyor.
Bu nedenle her sektör longevity alanının parçası haline gelebilir. Gıda, medya, perakende, teknoloji, eğlence, ev ürünleri, ulaşım, finans, sigorta ve iş dünyası; insanların daha sağlıklı ve uzun yaşamasını etkileyen temas noktaları yaratıyor.
Yapay zeka destekli longevity toplumu doğuyor
Palmarini, artık yalnızca longevity toplumundan değil, yapay zeka destekli longevity toplumundan söz etmek gerektiğini söyledi. Çünkü sağlıklı ve uzun yaşam hedefinin yeni rotası yapay zeka ile güçleniyor.
Sunumda yapay zeka destekli farklı örnekler yer aldı. İşe alım süreçlerinde yaş, cinsiyet ve farklı kapsayıcılık alanlarını dikkate alan sistemler; yaşlı iş gücünün iş yaşamına daha adil katılımı için kullanılabiliyor. İzolasyon riski taşıyan bireyleri tespit eden robotik ve dijital sistemler, sosyal bağları güçlendirmek için devreye giriyor. Bakım evlerinde sanal gerçeklik uygulamaları, yaş alan bireylerin daha etkileşimli deneyimler yaşamasını sağlıyor.
Yapay zeka destekli psikolojik destek, yaşam boyu öğrenme platformları, diyabet ölçümü için kullanılan sürekli glikoz monitörlerinin wellness alanına kayması, biyolojik performans ölçüm sistemleri, supplement öneri platformları, AI koçluk uygulamaları, epigenetik testler, menopoz-mikrobiyom araştırmaları, nöromodülasyon teknolojileri ve ev içi hava kalitesi çözümleri longevity ekonomisinin farklı yüzlerini oluşturuyor.
Yaş alan nüfus “onlar” değil, biziz
Palmarini’nin önemli vurgularından biri yaş alan nüfusun dışarıdaki bir grup gibi görülmemesi gerektiğiydi. Genç olan herkes yaş alacak. Dolayısıyla longevity pazarı, yalnızca bugünün yaşlı tüketicilerine yönelik bir ürün kategorisi olarak düşünülmemeli. Toplumun tamamı bu dönüşümün içinde.
Birleşik Krallık örneğinde harcanan her bir sterlinin büyük bölümünün ileri yaş gruplarının bulunduğu hanelerden geldiği aktarıldı. Türkiye için yapılan çalışmalarda longevity ekonomisinin 2050’ye kadar çok büyük bir ekonomik büyüklüğe ulaşabileceği belirtildi.
Buna rağmen markalar hâlâ iletişim bütçelerinin önemli kısmını genç kalma refleksiyle Gen Z’ye yönlendiriyor. Palmarini, markaların bütçe ve iletişim stratejilerini yeniden değerlendirmesi gerektiğini söyledi. 75 yaşındaki bireylerin kendilerini yaşlı olarak görmediği bir dünyada, yaş üzerinden yapılan kalıplaşmış pazarlama dili giderek daha yetersiz hale geliyor.
İnsan plan yapmayı bıraktığında yaşlandığını hissediyor
Palmarini, insanların kendilerini ne zaman yaşlı hissettiğine dair çarpıcı bir bulgu paylaştı: İnsanlar plan yapmayı bıraktığında yaşlandıklarını düşünüyor. Yaşın biyolojik bir sınırdan çok, amaç ve gelecek duygusuyla bağlantılı olduğu görülüyor.
Amaç sahibi olmak, hayata katılmak, üretmek ve sosyal bağları sürdürmek mortality riskini azaltan unsurlar arasında. Palmarini, ileri yaşlarda bile iş yaşamına dönen, spor yapan veya üretmeye devam eden kişilerin örnekleriyle yaşlılık algısının değiştiğini anlattı.
Bu bağlamda longevity, yalnızca bedeni daha uzun süre çalışır tutma meselesi olarak okunamaz. İnsanın sosyal, zihinsel ve duygusal olarak hayatta kalma arzusu da aynı ölçüde önemli.
Yaş ayrımcılığı longevity fırsatını gölgeleyebilir
Palmarini, longevity ekonomisinin önündeki en büyük engellerden birinin ageism, yani yaş ayrımcılığı olduğunu söyledi. Yaş ayrımcılığı yalnızca yaşlı insanlara yönelik bir önyargı anlamına gelmiyor. “Bu işi yapmak için çok yaşlısın” kadar “bu iş için çok gençsin” cümlesi de yaş ayrımcılığı kapsamına giriyor.
Yaş ayrımcılığı, 1969’da Robert Butler tarafından tanımlanan bir ayrımcılık türü. Buna rağmen toplumda ırkçılık ve cinsiyetçilik kadar tanınan bir kavram haline gelmiş değil. Palmarini, medyada yaşlanan nüfusun çoğu zaman “tsunami”, “yük”, “istila” gibi ifadelerle anlatıldığını söyledi. Bu dil, yaş alan bireyleri toplumsal değerini yitirmiş insanlar gibi konumlandırıyor.
Güzellik sektöründeki “anti-aging” dili de aynı sorunun parçası. Palmarini, bazı büyük markaların “anti-aging” yerine “pro-aging” diline geçmeye başladığını anlattı. Çünkü yaşlanma karşıtı olmak, aslında insanın kendi yaşam sürecine karşıt bir anlatı kuruyor. Longevity toplumunda kalıcı değer yaratmak isteyen markalar, gençlik takıntısı yerine yaş almayı olumlu ve güçlü bir deneyim olarak ele alan yeni bir dil geliştirmek zorunda.
Beş kuşağı aynı anda anlayan markalar öne çıkacak
Palmarini, pazarlama dünyasının kuşaklara bakışında da önemli bir hataya dikkat çekti. Bugün beş kuşak aynı anda yaşıyor ve birbirini etkiliyor. Gen Z’nin diğer kuşakları etkilediği kadar, yaşça büyük kuşaklar da gençlerin tercihlerini etkiliyor.
Markalar çoğu zaman kuşakları ayrı ayrı hedef kitleler gibi ele alıyor. Oysa dijital platformlar, medya, aile bağları, tüketim alışkanlıkları ve sosyal etkileşimler kuşaklar arasındaki sınırları daha geçirgen hale getiriyor. Intergenerational markalar, yani farklı kuşaklara aynı anda dokunabilen markalar, yaşlanan toplumda daha güçlü konuma gelebilir.
Longevity ekonomisinde başarı, yalnızca yaşlı nüfusa ürün tasarlamakla gelmiyor. Genç, orta yaşlı ve ileri yaş gruplarını aynı yaşam yolculuğunun farklı evreleri olarak gören markalar daha kapsayıcı bir değer önerisi sunabiliyor.
Longevity yatırımları yeni bir büyüme alanı yaratıyor
Sunumda longevity yatırımlarındaki yükseliş de ele alındı. DNA testlerinin geçmişte yalnızca büyük laboratuvarlarda ve yüksek maliyetlerle yapılabildiğini hatırlatan Palmarini, bugün evlere gönderilen test kitleriyle genetik ve biyolojik veriye ulaşmanın çok daha yaygın hale geldiğini söyledi.
Elysium gibi supplement alanında bilim temelli marka konumlandıran şirketler, yönetim kurullarına Nobel ödüllü bilim insanlarını alarak kategorinin güven ve bilim ekseninde yeniden şekillenmesine katkı verdi. Google’ın ana şirketi Alphabet bünyesindeki Calico ise uzun yıllardır longevity araştırmalarına odaklanıyor.
Palmarini, Suudi Arabistan’ın Hevolution Foundation aracılığıyla longevity alanına her yıl 1 milyar dolar yatırım yapma kararını da dikkat çekici bir örnek olarak paylaştı. Petrol ekonomisinden gelen bir ülkenin longevity araştırmalarında liderlik hedeflemesi, alanın stratejik değerini ortaya koyuyor.
“En iyi başlangıç şimdi başlıyor olabilir”
Palmarini, sunumunu uzun yaşamın yalnızca yaşlılıkla ilgili bir mesele olmadığını vurgulayarak tamamladı. Yaşlanan nüfus, hepimizin geleceği. Bu nedenle fırsata dışarıdan bakmak yerine, kendi yaşamımızın bir parçası olarak görmek gerekiyor.
Sunumun kapanışındaki mesaj, uzun yaşama dair yaygın korkuları tersine çevirdi. Eğer insanlar daha sağlıklı, daha üretken, daha sosyal ve daha amaç odaklı yaşayabilirse, hayatın ilerleyen evreleri kayıp dönemi olarak görülmek zorunda kalmaz. Palmarini, Frank Lloyd Wright’ın sözünü hatırlatarak şu düşünceyle bitirdi: İnsan yaş aldıkça hayat daha güzel hale gelebilir. En iyi başlangıç belki de henüz başlıyordur.
Nicola Palmarini ve Deniz Aktürk Erdem ile Longevity Sohbetleri
Nicola Palmarini’nin ana sunumunun ardından gerçekleşen “Nicola Palmarini ve Deniz Aktürk Erdem ile Longevity Sohbetleri” bölümünde thednaclinics Kurucu Ortağı Deniz Aktürk Erdem, Palmarini ile sağlıklı yaş alma, biyoteknoloji, bilimsel kanıt, önleyici sağlık, sağlık profesyonellerinin rolü ve kişisel longevity alışkanlıkları üzerine konuştu. Sohbet, longevity alanının yalnızca bilimsel araştırma merkezlerinde kalan bir başlık olmadığını; gündelik hayat, güven, beslenme, sosyal ilişkiler ve bireysel farkındalıkla doğrudan bağlantılı hale geldiğini gösterdi.
Yaş alma sorun değil, yönetilmesi gereken bir fırsat

Deniz Aktürk Erdem, sohbetin başında yaş almanın artık neden daha fazla konuşulduğunu sordu. Palmarini, yaş alma meselesinin yeni bir sorun olarak ortaya çıkmadığını; zamanın değiştiğini söyledi. Stres, uyku, aile yapısı, mahalle ilişkileri, toplumsal huzur, beslenme ve gündelik yaşam biçimi geçmişe kıyasla çok farklı hale geldi.
Erdem, salona yönelttiği soruyla izleyicilerin büyük bölümünün ebeveynlerinden veya büyüklerinden daha stresli, daha sınırlı ve daha karmaşık bir hayat yaşadığını düşündüğünü görünür kıldı. Bu duygu, longevity tartışmasının neden güncel hale geldiğini de açıklıyor. Daha uzun yaşama ihtimali artarken, sağlıklı ve dengeli kalma ihtiyacı daha yakıcı hale geliyor.
Erdem, geçmişte gıda, aile, topluluk ve yaşam ritmi açısından daha doğal bir düzenin bulunduğunu; bugün ise destekleyici çözümlere daha fazla ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Sağlık, yıllarca çalışıp para biriktirilen bir hedefin ötesinde, en kıymetli sermaye olarak konumlandı.
thednaclinics bilim temelli longevity ekosistemi kuruyor
Deniz Aktürk Erdem, thednaclinics’i bilim temelli bir longevity ekosistemi olarak tanımladı. Biyoteknolojideki hızlanmanın ve yapay zekanın araştırma kapasitesini derinleştirdiğini söyledi. Özellikle yaş alma biyolojisi ve yaş alma süreçleri üzerine yapılan araştırmaların kapsamı giderek genişliyor.
Erdem, bazı moleküllerin diğerlerine göre daha güçlü bilimsel sonuçlar sunduğunu ve daha fazla araştırmaya konu olduğunu anlattı. thednaclinics tarafında farklı moleküllerin bir araya getirilerek biyoyararlanımı artıran, yaş alma biyolojisinin farklı süreçlerine temas eden bütünsel bir sistem geliştirildiğini belirtti.
Bu bölümde Erdem, sağlık kararlarının mutlaka hekim, terapist veya beslenme uzmanı danışmanlığıyla alınması gerektiğini özellikle vurguladı. Longevity alanında merak büyürken, bilimsel kanıt ve uzman yönlendirmesi daha da kritik hale geliyor.
“Yaşlanmayı tersine çevirmek” artık bilimsel tartışmanın içinde
Deniz Aktürk Erdem, biyoteknoloji dünyasında yaşanan hızlanmayı anlatırken birkaç yıl önce “yaşlanmayı tersine çevirmek” üzerine konuşmanın akademik olarak hayli iddialı görüldüğünü hatırlattı. Bugün ise mesele, bunun mümkün olup olmayacağından çok, hangi yöntemlerle daha etkili ve verimli biçimde yapılabileceği etrafında tartışılıyor.
Nicola Palmarini, insanlığın sonsuza kadar yaşama hayalinin çok eski olduğunu söyledi. Gençlik pınarı mitleri, tarih boyunca insanların gençlik ve güç arayışını gösteriyor. Ancak yeni olan, bu arayışın artık bilimsel bir alan haline gelmesi. Geçmişte bedenini “hack” etmeye çalışan küçük araştırma grupları veya bireysel meraklıların alanı olarak görülen longevity, bugün biyoteknoloji, yapay zeka, tıp ve veri bilimiyle birlikte daha görünür ve ölçülebilir hale geliyor.
Palmarini’ye göre hâlâ etik sorular ve bilimsel sınırlar var. Fare çalışmalarında elde edilen sonuçların insanlara doğrudan aktarılması kolay değil. Araştırmacıların umudu, yaş alma süreçlerini daha iyi anlayarak hastalıkların ortaya çıkmasını geciktirmek ve sağlıklı yaşam süresini artırmak. Palmarini’nin ifadesiyle yaş alma çözülmesi gereken bir problemden çok, yönetilmesi gereken bir fırsat.
Her iş modeli longevity alanına dokunabilir
Deniz Aktürk Erdem, salondaki kitlenin büyük ölçüde teknoloji, dijital ve yakın alanlarda çalışan profesyonellerden oluştuğunu belirterek Palmarini’den önerilerini istedi. Palmarini, çok net bir yanıt verdi: Longevity ile ilgisi olmayan iş modeli yok.
Sağlığı etkileyen maruziyetler yalnızca hava kirliliği veya kötü beslenme gibi klasik başlıklarla sınırlı kalmıyor. Instagram’da geçirilen zaman, izlenen film, yaşanan müşteri deneyimi, içilen içecek, tüketilen haber, alınan hizmet ve sosyal temaslar da sağlığın parçası haline geliyor.
Palmarini, epigenetik testlerin artık yaşam deneyimlerinin hücresel yaşlanma üzerindeki etkilerini daha iyi anlamayı sağladığını söyledi. İnsanların kendini iyi hissetmesi, güzel bir deneyim yaşaması veya güven duyduğu bir hizmetle karşılaşması bile biyolojik düzeyde iz bırakabilir. Bu nedenle her sektör kendi işini şu soruyla yeniden düşünebilir: İnsanların yaşam ve sağlık yolculuğuna nasıl olumlu katkı sağlayabilirim?
Sağlık profesyonelleri önleyici sağlıkta kilit rol oynuyor
Deniz Aktürk Erdem, hekimler, eczacılar ve beslenme uzmanlarının longevity alanındaki rolünü sordu. Palmarini, sağlık profesyonellerinin insanların daha uzun süre sağlıklı kalmasına zaten önemli katkı sunduğunu söyledi. Bir eczaneye girildiğinde yalnızca ürün satın alınmaz; çoğu zaman danışmanlık da alınır.
Palmarini’ye göre önleyici sağlık kültüründe sağlık profesyonelleri en kritik aktörlerden biri. İnsanlar hangi desteğe, hangi dozda ve hangi yaşam evresinde ihtiyaç duyduğunu kendi başına doğru değerlendiremeyebilir. Vitamin C gibi genel olarak faydalı kabul edilen bir destek bile kişiye göre farklı ihtiyaç seviyeleri doğurabilir. Hekim, eczacı ve beslenme uzmanı gibi profesyoneller kişiye özel yönlendirme açısından büyük değer taşır.
Palmarini, sağlık sistemlerinin çoğu zaman hastalık ortaya çıktıktan sonra kaynak ayırdığını; önleyici sağlık için kamusal bütçelerin sınırlı kaldığını söyledi. Tam da bu yüzden, sağlık profesyonellerinin bireyleri hastalık oluşmadan önce bilgilendirmesi ve yaşamın erken evrelerinden itibaren daha iyi seçimlere yönlendirmesi büyük önem taşıyor.
Longevity ürünlerinde ilk ölçüt bilimsel kanıt olmalı
Deniz Aktürk Erdem, sağlık ve longevity alanında tüketiciye ulaşan çok sayıda iddia bulunduğunu, yanıltıcı vaatlerden nasıl kaçınılması gerektiğini sordu. Palmarini, yanıtına bilimle başladı. Ona göre longevity alanında ilk bakılması gereken unsur kanıt. Klinik araştırmalar, güvenilir sistemler, denemeler, arka plan verisi ve markanın bilimsel şeffaflığı kritik önem taşıyor.
Palmarini, sosyal medyada her gün kullanıcıların karşısına çıkan sağlık önerilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bir önerinin popüler olması, kişiye uygun olduğu anlamına gelmez. Tüketicinin kendini eğitmesi, ürünün bilimsel temelini sorgulaması ve güvenilir kaynaklara bakması gerekiyor.
Güven kavramı burada yalnızca ticari bir unsur sayılmaz. Palmarini’ye göre güven de sağlık üzerinde olumlu etki yaratabilir. İnsan bazen büyükannesinden duyduğu bir öneriyi yıllarca sürdürür; çünkü kaynağa güvenir. Longevity alanında marka, uzman, bilim insanı ve kullanıcı arasındaki güven ilişkisi, en az ürünün kendisi kadar önemli hale gelebilir.
Nicola Palmarini’nin kişisel longevity reçetesi: iyi yaşam, bağ kurma ve ölçülü keyif
Deniz Aktürk Erdem, sohbetin sonunda Nicola Palmarini’nin kendi longevity planını sordu. Palmarini, İtalyan kimliğini hatırlatarak iyi şarap içtiğini, iyi yemek yemeye çalıştığını, hayattan keyif almaya önem verdiğini söyledi. Onun kişisel yaklaşımı, yalnızca supplement veya ölçüm cihazları etrafında şekillenmiyor.
Palmarini’ye göre Türkiye, Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz hattında ortak bir kültürel bağ var. Aile ilişkileri, sosyal çevre, iyi yemek, insanlarla birlikte olma hali ve toplumsal dokunun gücü longevity açısından görünmeyen bir kıkırdak gibi çalışıyor. Kıkırdak bedeni bir arada tutar; toplumsal bağlar da sağlıklı yaşamı destekleyen görünmez yapı taşlarıdır.
Palmarini supplement kullandığını, bedenini dinlemeye çalıştığını, alanındaki gelişmeleri takip ettiğini söyledi. Ancak iyi yaşamın asıl kaynağını çevredeki insanlar, sosyal bağlar ve toplumsal doku olarak gördüğünü belirtti. Longevity, yalnızca bireysel optimizasyon meselesi olmaktan çok, iyi bir hayatı birlikte kurma meselesi olarak öne çıkıyor.

Açıkçası çok trend bir başlık olan longevity konusunda benim pek bir bilgim ve ilgim yoktu. Ancak sunumu ilgiyle takip ettim. Nicola Palmarini ve Deniz Aktürk Erdem’in sohbeti, sağlıklı yaş alma alanında bilimin, teknolojinin ve bireysel yaşam seçimlerinin aynı eksende buluştuğunu gösterdi. Yapay zeka ve biyoteknoloji araştırmaları hızlandırıyor; epigenetik testler ve kişiselleştirilmiş sağlık çözümleri bireyin yaşam yolculuğunu daha ölçülebilir hale getiriyor.
Ancak longevity yalnızca laboratuvar, supplement veya cihaz meselesi olarak ele alınmıyor. Uyku, stres, beslenme, sosyal çevre, güven, amaç duygusu, aile ilişkileri, topluluk ve yaşamdan alınan keyif de aynı derecede belirleyici. Sağlıklı ömür için yeni işletim sistemi, insanı yalnızca hasta olduğunda tedavi eden bir modelden çıkıp, hayatın her temas noktasında daha iyi yaşamı destekleyen bir modele doğru ilerliyor.


