Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

Sosyal medya çağında dilimiz çaresiz mi kalıyor dersiniz!?

Digital Age Dergisi Ağustos sayısı için kaleme aldığım “Sosyal medya çağında dilin çaresizliği” başlıklı makaleyi yazımda bulabilirsiniz. 

Sosyal medya çağında dilin çaresizliği

Kelimelerin yerine geçen görseller ve kısaltmalar, gittikçe daha farklı kullanımına rastladığımız noktalama işaretleri, duyguların sembolü emojiler ve hatta fazlası. Sosyal medya çağında dilimiz çaresiz mi kalıyor dersiniz?

İnternet yazım tarzımızı ve iletişim yollarımızı değiştirdi. Dilimizin olağan evrimi online dünyada daha bir hız kazandı. Yazım kurallarının yerini, online dünyada temel bir kural olarak sunulan mecra kısıtlamaları aldı. Bir zamanlar kalabalık bir ordu olan “–de ve –da’ları” birleşik yazanları eleştiri bombardımanına tutan grupların yerinde şimdi yeller esiyor. Dilimiz hızla evriliyor, bu geçiş sürecini uzaktan izleyenler ise yabancı bir dil ile karşılaşıyormuş gibi telaşeli.

 

Dilimizin kötüleşmesinden endişe duymalı mıyız?

Evrim, yaşayan bir dil olmanın da doğal süreci. İnternet, bu evrimin hızlanmasında çok önemli bir rol oynuyor. Bir metinde kullandığımız dilin yüzde doksanı standart Türkçe veya dilimizde bolca yer bulan lehçelerden oluşuyor. Bununla birlikte iletişim tarzımız; noktalama işaretleri, söz dizimi, kullandığımız kısaltmalar, emojiler, içeriğimize ve iletişim kurduğumuz ortama da bağlı.

Sınırların kalktığı günümüzde, en özgürce ve doğal olarak yazıştığımız dilimizi, sosyal mecralarda daha görünür kılıyoruz. Bazen hatalarımız ortaya çıkıyor, bazen ise bu yaptığımız hatalar özgünlük olarak kabul edilip, başkaları tarafından da kullanılıp, yaygınlaşıyor.

İnternet’te sıkça rastladığımız argo ve yaygın kısaltmalar, anlam bütünlüğünden kaymalara da sebep oluyor. Tıpkı “Örneğin” kelimesinin günlük konuşma ve yazışmalarda “atıyorum, sallıyorum” şeklinde kullanılmaya başlanması gibi.

Argoyu sürdürme hali ise okul kitaplarına bile girdi.

Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

Geçmişten günümüze kullanılan her bir kelimenin ve noktalama işaretinin eşsiz oluşum hikayeleri var.

Birbirimize e-posta, mesaj ve sosyal medya aracılığıyla yazmak, iletişim biçimimizi değiştirdi. Ünlem tüm zamanların ötesinde rağbet görüyor, internet dilinde kullanımı ise gittikçe yaygınlaşıyor. Attığımız tweetlere 3-5 fazladan ünlem koymayı görev sayıyor, daha fazla ilgi çekmeye çalışıyoruz. Donald Trump ise adeta ünleme yer vermeden cümle kuramıyor. Üstelik bunu kendine has bir özellikmiş gibi tüm dünyaya benimsetiyor.

 

 

Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

 

 

Sosyal medya çağında dilin çaresizliği konusunda size ünlemin hikayesini anlatmak isterim.

Bu bana hem ilginç gelmiş hem de ilham vermiştir. İhtiyaca yönelik doğan, çözüm sunan, yaşam koşulları ile şekillenen, iniş çıkışları bulunan ve her daim ayakta kalan zarif ve etkili noktalama işareti.

 

Ünlemin Hikayesi!

Bir noktalama işareti tüm cümlenizdeki duyguyu ve vermek istediğimiz mesajın havasını tamamen değiştirebiliyor. Örneğin günümüzde birden fazla ünlem işareti kullanırsanız dikkat çekmeye çalışan, heyecanlı ve toy biri gibi görünebilirsiniz.

Önceden bir cümleyi bitirebilmek için sadece üç seçeneğimiz vardı. 1998’li yıllara denk gelen IRC dönemi ise ünlem işaretinin bir araç olmaktan çok bir amaç olarak kullanılmaya başlandığı dönemdi.

  • Tarihte ünlem, daha yüksek sesle söylenmesi gereken kelimeleri belirtmek için kullanılmaya başlanmış. Bu etkili işarete Punctus Admiravitus adı verilmiş. 1700’lere gelindiğinde ise İspanyollar bunu ters çevirerek kullanmış ve standartlaştırarak yaygınlaştırmış.
  • Başka hiçbir noktalama işareti, ünlem işareti gibi bir duyguyu vurgulamak konusunda etki sağlamaz.
  • Moby Dick’in orijinal versiyonunda tam 1683 tane ünlem işareti bulunur.
  • 1920’den sonra ünlem işareti kullanım yaygınlığı konusunda etkisini kaybetmiş. Artık sadece ilgi çekici manşetlerde ve kadınların okunması için yazılan romanlarda yer buluyormuş. Ernest Hemingway’ın yazdığı ve bu döneme denk gelen “Yaşlı Adam ve Deniz’de sadece tek bir ünlem kullanılmış.

Günümüzde pek çoklarına göre ünlem işareti kullanmak, okuma esnasında gereksiz duraklamalara sebep olur. Öte yandan reklamcılar dikkatimizi çekebilmek için bolca ünlem kullanmaya devam ediyor. 1920-40 arasında bu durum yaygınlaşıyor ve ünlem ilk defa farklı bir şekilde kullanım buluyor “?!”. Hatta bu işaret o dönemin daktilolarına bile giriyor. Hayata yeni giren pek çok şey gibi bu işaret önemini kaybediyor ve en nihayetinde bu durum ünlem işaretinin de başına geliyor. Çizgi romanlara kadar düşen ünlem, ciddiye alınmamaya başlıyor, öteleniyor. 1970’li yıllara gelindiğinde ise kadınlar iş gücüne katılıyor ve ünlem tekrar hayat buluyor. Kadınlar duyguyu cümlelerine yansıtmak için iş yazışmalarında ünlemin kullanımını tekrar yaygınlaştırıyor. Journal of Computer’da yayınlanan ve 2006 yılında yapılan bir araştırmaya göre çevrim içi yazışmalardaki ünlem işaretinin dörtte üçü kadınlar tarafından kullanılmaya devam etmektedir.

Bir ünlem işaretine ne çok anlam yüklüyoruz öyle değil mi? Öte yandan tek bir işaretin bile iniş çıkışlarla dolu bir tarihi var. Dile kattığı değer ve değişimine etkisi de öyle…

 

Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

 

Emoji’lerin mucidi Shigetaka Kurita’dır.

IRC döneminde smiley 🙂 :/ 🙁 … ile başlayan duygusal yolculuğumuzun son noktası emojiler, 1999 yılında bir trend olarak Japonya’da doğdu. Duyguları sembollerle ifade etmeye yarayan Emoji’lerin mucidi Shigetaka Kurita’dır.

Emoji’ler, duygusal açıdan hepimizi standart şablon üzerinde bir araya getirdiği için önemlidir.

Gülmekten gözleri yaşaran emoji (an itibari ile) 193,252,800 defa kullanılmıştır.

 

Bazen duygularımızı ifade etmek için ünlem de yetmiyor, bir cümleyi bitirebilmek için daha fazla seçeneği zorluyoruz. Emojiler, kısaltmalar, simgeler cümlelerimize daha fazla duygu katıyor, üzerindeki olumsuzluk havasını alıp götürüyor.

Bu yazışmalara maruz kalan yaşı daha büyük olanlar ise endişeli ama bu değişim ve evrim her zaman böyleydi. Kullandığımız kısaltmalar da bu endişeleri tetikliyor.

 

Kısaltmalar evrenseldir.

1998 yılında hayatımıza giren “slm, asl, nbr, f, m” yıllar içinde çok gelişti.

İşte en çok kullanılan kısaltmalardan bazıları.

  • YOLO:  “you only live once” Dünyaya bir kere geliriz anlamına gelen ve özgürlüğü cesaretli olmayı desteklemek için kullanılıyor.
  • AFAIK:  “as far as I know.” Bildiğim kadarıyla demek.
  • FOMO:  “fear of missing out.” Sosyalleşmekten, dışarı çıkmaktan çekinenler için kullanılıyor.
  • FTW:  “for the win” Kazanmak için oyna demek.
  • ILY:  “I love you.” Seni seviyorum teriminin yeni kısaltması.
  • LOL:  “laughing out loud.” Kahkaha atmak, yüksek sesle gülmek anlamına geliyor.

 

 

Sosyal medya dilimizi nasıl değiştiriyor?

Sosyal medya hakkında yazan biri olarak, sadece bu çevrimiçi platformların ne kadar hızlı değiştiğinin yanı sıra yazdığım dili nasıl etkilediklerinin de farkındayım.

Günlük hayatımızda bizi çevreleyen kelimeler, online platformlarda kullandığımız kelimeleri de etkiliyor. Gördüğümüz yazı dilinin çoğu bilgisayarlarımızın, tabletlerimizin ve akıllı telefonlarımızın ekranlarından bize ulaşıyor. Dil ise artık teknolojiyle olan etkileşimimiz aracılığıyla kısmen gelişiyor.

Birbirimizle iletişim kurmak için kullandığımız dil, “belki” biçimsel yazımdan daha kolay uygulanabilir olduğu için, bellkide sosyal medya tarafından sağlanan kişisel iletişim imkanının cazibesi ile birlikte hızlıca değişiyor.

Eski kelimeler için yeni kelimelerin yeni anlamlara getirilmesinden, iletişim kurarken meydana gelen değişikliklere kadar, sosyal medya varlığını her anımızda hissettiriyor.

 

Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

İletişimin yeni yolları

Tweet, post, mension etmek, selfie çekmek, snaplemek, profil ayarlamak, paylaşım yapmak, repost, hikaye atmak, yayına almak, hashtag, emoji ve daha fazlası günlük hayatımıza hızlıca yerleşti. Üstelik bu yeni kavramların çoğu evrensel ve kendi alfabesini oluşturuyor.

Hash-tag: Bir anahtar kelimeyi ya da başka bir konuyu tanımlamak ve bir aramayı daha kolay hale getirmek için herhangi bir mesaj içerisinde kullanılan ve “#” işaretiyle başlayan kelime ya da kelime öbeğidir.

Bir kullanıcı, gönderisine hashtag eklediği zaman sosyal ağ tarafından bu gönderi dizine eklenir ve aranabilir – keşfedilebilir hale gelir. Herhangi birisi bu hashtage tıkladığı zaman aynı hashtage sahip bütün yayınları toplayan bir sayfa ile karşılaşır.

 

Sosyal medyada herkes göçmen. Yeni bir mecraya ulaşan her göçmen, hakim dili hızlıca öğrenip kendi çeşitliliğini oluşturuyor ve yeni dil, bildik versiyondan elbette farklı oluyor. Ortak iletişim kurma ihtiyacı ve arayıştan doğan bu karma form ise Türkçe-İngilizce karışımı yeni kelimeler ile sürdürülüyor. Artık daha az kelimeler kullanarak daha kısa cümleler kurar hale geldik. Kayıp giden hızlı ekranlar üzerinden metinlere göz gezdiriyor, kitap okumayı bir kenara bırakıyoruz.

 

Yeni okuma alışkanlıkları yeni teknik terimler

Karma formun etkileri okuma ve yazma alışkanlıklarını da değiştiriyor. 2007 yılı sonlarında tanıştığımız Wattpad, okuyucuları ve yazarları bir ağda buluşturup ortak – etkileşimli hikaye ve kitaplar yazmalarına vesile oluyor. Buradan çıkan kitaplar edebi eserler olarak kabul edilmese bile genç yazarlara deneyim kazanma fırsatı sunuyor.

 

Wattpad dünya genelindeki en büyük hikaye paylaşma ve keşfetme platformudur. Ücretsiz olan wattpad ile okuyucular ve yazarlar ortak bir ağda buluşma şansı yakalarlar.

 

Bazen dedemin kütüphanesinden kalan kitapları karıştırıyorum. Kitapların ilk bir kaç bölümü ilginç geliyor ama sonrasını getiremiyorum. Adeta okunamayan kitaplar. Dil “evet keyifli” ama ağdalı, esnetilmiş ve odaklanmak zaman istiyor. Dedem için de durum farklı değildi. O her zaman, “ah o eski kitaplar” dedi. Ben tüm bunlara dilin evrimi ve çağa ayak uydurma çabası olarak bakıyorum. Bu hep böyleydi… Dil hep gelişti, dönemin ihtiyaçlarına göre adapte oldu çeşitlendi ve daha güçlü bir şekilde kendini yenileyerek ayakta kaldı.

Günümüzde çevrim içi o kadar fazla içeriğe ve bilgiye maruz kalıyoruz ki kitap okuma ihtiyacı bile duymuyoruz. Beni en fazla endişelendiren kısmı bu…

 

Sosyal Medya Çağında Dilin Çaresizliği

Türkiye, kitap okuma oranında 86’ıncı sırada.

  • UNESCO verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada.
  • TÜİK’e göre ise Türkiye’de kitap, ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında yer alıyor.
  • Dünyada kitap için kişi başına harcanan para ortalama 1,3 dolarken, Türkiye’de çeyrek dolar.

 

İnancım ise tıpkı ünlemin hikayesinde olduğu gibi basit bir etki ile gençlerin daha fazla okumaya ve yazmaya odaklanacağı yönünde. Bunun için çok uzak bir zaman gerekmeyeceğini biliyorum. Daha az konuşmaktan, iki satır yazamamaktan ve sağlıklı bir sosyalleşme ortamı bulamamaktan sıkılacak, daha fazla izlemenin yerine daha fazla okumayı yerleştirecekler. Bunun için bolca rol modellere, yani “bana – size – hepimize” ihtiyaçları var.

 

Fayda görmeniz dileğiyle.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir