ECB ve Avrupa merkez bankaları, stabilcoin rezervlerinin bankalarda tutulmasını zorunlu kılan MiCA kurallarının finansal istikrar riski yaratabileceğini savunuyor. Peki müşteri parası bankadan stabilcoine kayarsa bankalar kredi ve bilanço büyümesini nasıl finanse edecek?
Stabilcoin tartışması uzun süre “kripto varlık mı, ödeme aracı mı?” sorusu çevresinde döndü. Avrupa’daki son tartışma ise çok daha geleneksel bir bankacılık meselesine dayanıyor: mevduat. MiCA bugün belirli stabilcoin rezervlerinin en az yüzde 30’unun, önemli kabul edilen ihraççılarda ise daha yüksek oranların bankalarda tutulmasını öngörüyor. İlk bakışta bu kural bankaları koruyor gibi görünüyor. ECB ve Avrupa’daki merkez bankaları ise tam tersini savunuyor. Çünkü milyonlarca bireysel müşterinin görece istikrarlı mevduatı birkaç büyük stabilcoin ihraççısının toplu ve hızla hareket edebilecek mevduatına dönüşürse, para bankacılık sisteminden tamamen çıkmasa bile bankaların fonlama yapısı değişebilir. Bence stabilcoinlerin finans sistemi açısından en önemli tartışmalarından biri şimdi başlıyor.
Stabilcoin tartışması birkaç yıl içinde oldukça ilginç bir yere geldi.
Başlangıçta mesele daha çok kripto piyasasının içindeydi. Bir token gerçekten bir doları temsil ediyor mu, rezervi nerede tutuluyor, çökme riski var mı gibi soruları konuşuyorduk.
Bugün Mastercard kart mutabakatında stabilcoin kullanıyor, bankalar kendi stabilcoinlerini hazırlıyor ve büyük finans kuruluşları blockchain üzerinden para hareketinin nasıl çalışacağını test ediyor.
Şimdi sıra başka bir soruya geldi.
Bu dijital para gerçekten büyürse bankaların mevduatına ne olur?
ECB Neden Stabilcoin Rezerv Kuralını Değiştirmek İstiyor?
MiCA kapsamında stabilcoin ihraççılarının rezervlerinin belirli bir bölümünü bankalarda tutması gerekiyor.
Mevcut düzenlemede varlık referanslı tokenların ilgili para birimindeki rezervlerinin en az yüzde 30’unun kredi kuruluşlarında mevduat olarak bulunması öngörülüyor. E-para tokenlarında da alınan fonların en az yüzde 30’unun ayrı banka hesaplarında tutulması gerekiyor. Büyük veya sistemik kabul edilen ihraççılarda oran daha da yükselebiliyor.
Kağıt üzerinde oldukça güvenli görünen bir kural.
Stabilcoin çıkarıyorsanız karşılığındaki paranın önemli bir bölümünü bankada likit biçimde tutuyorsunuz. Token sahibi parasını geri istediğinde ihraççı bu rezervden ödeme yapabiliyor.
Fakat ECB ve AB ülkelerinin merkez bankaları burada başka bir risk görüyor.
Çok sayıda bireysel müşterinin banka hesaplarındaki para stabilcoine geçerse, bankalar istikrarlı perakende mevduat kaybedebilir. Stabilcoin şirketinin topladığı bu para rezerv olarak yeniden bankalara yatırıldığında sistemden tamamen çıkmış olmayabilir ama mevduatın yapısı değişmiş olur.
Merkez bankalarının kaygısı tam olarak bu. Dağınık ve görece istikrarlı müşteri mevduatı, birkaç büyük stabilcoin ihraççısında yoğunlaşmış ve stres anında çok daha hızlı hareket edebilecek büyük bakiyelere dönüşebilir.
Para Bankadan Çıkmıyorsa Sorun Nerede?

Bu nokta ilk bakışta biraz kafa karıştırıcı.
Diyelim bankanızda 1.000 euro bulunuyor ve bununla euroya bağlı bir stabilcoin satın aldınız.
Sizin hesabınızdaki 1.000 euro artık mevduat olarak durmuyor. Fakat stabilcoin ihraççısı aldığı parayı başka bir bankadaki rezerv hesabına yatırırsa aynı 1.000 euro bankacılık sisteminin içinde kalmış olabilir.
O zaman sorun ne?
Paranın sahibi değişiyor.
Daha önce bireysel müşterinin mevduatıydı. Şimdi büyük bir stabilcoin şirketinin rezerv mevduatı.
Bankacılık açısından ikisi aynı davranışı göstermeyebilir.
Milyonlarca kişinin maaşı, tasarrufu ve günlük harcama bakiyesi aynı anda hareket etmez. Bu nedenle geniş müşteri tabanına yayılmış perakende mevduat bankalar için önemli bir istikrarlı fonlama kaynağıdır.
Büyük bir stabilcoin ihraççısının milyarlarca euroluk hesabı ise farklı.
Piyasada güven sorunu yaşanır ve çok sayıda kullanıcı aynı anda stabilcoinini nakde çevirmek isterse ihraççı banka hesabındaki rezervin büyük bölümünü kısa süre içinde çekebilir.
Para aynı bankacılık sisteminin içinde olsa bile likidite davranışı aynı olmayabilir.
Bankalar İçin Neden Mevduat Bu Kadar Önemli?
Burada “bankalar mevduatı toplar ve aynen kredi olarak dağıtır” gibi fazla basit bir modele de düşmemek gerekiyor.
Modern bankacılık böyle işlemiyor.
Bankalar kredi oluştururken aynı anda bilanço üzerinde varlık ve yükümlülük yaratabiliyor. Ancak bu, fonlamanın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.
Kredi portföyü büyüdükçe sermaye, likidite ve istikrarlı fonlama kaynaklarının birlikte yönetilmesi gerekiyor. Müşteri mevduatı da bu yapının en değerli parçalarından biri.
Üstelik perakende mevduat çoğu banka için toptan piyasalardan borçlanmaya kıyasla daha istikrarlı ve ekonomik bir kaynak olabiliyor.
Dolayısıyla stabilcoin tartışmasında doğru soru bana göre şu değil:
“Mevduat azalırsa bankalar artık kredi veremez mi?”
Daha doğru soru:
Mevduat azalır veya daha hareketli bir yapıya dönüşürse kredi vermenin ve bilançoyu finanse etmenin maliyeti nasıl değişir?
Bence mesele burada gerçek bankacılık tartışmasına dönüşüyor.
Stabilcoinler Mevduatı Gerçekten Bankalardan Çekebilir mi?
Bugün Avrupa’da insanların maaşlarını aldıktan sonra topluca stabilcoine çevirdiği bir dünyada yaşamıyoruz.
Dolayısıyla bankaların büyük bir mevduat kaçışıyla karşı karşıya olduğunu söylemek için erken.
Ama kullanım alanı genişledikçe davranış değişebilir.
Bir stabilcoin aynı anda uluslararası para transferinde, dijital cüzdanda, yatırım uygulamasında, e-ticarette ve kurumsal ödemede kullanılabiliyorsa kullanıcı parasının bir bölümünü bankaya geri çevirmeden daha uzun süre token biçiminde tutmaya başlayabilir.
Burada bana göre kritik ayrım işlem hacmi ile bakiye arasında.
Bir stabilcoin yılda yüz milyarlarca dolarlık ödemede kullanılabilir ama kullanıcılar parayı yalnız birkaç dakika üzerinde tutuyorsa mevduat üzerindeki etkisi sınırlı kalabilir.
Fakat insanlar tasarruflarının veya işletme nakitlerinin anlamlı bölümünü günlerce, haftalarca hatta aylarca stabilcoinde tutmaya başlarsa bankacılık açısından başka bir dönem başlar.
Bu nedenle bankaların stabilcoin büyümesini yalnız “kaç işlem yapıldı?” diye izlemesi yeterli olmayabilir.
Asıl önemli veri, ne kadar paranın stabilcoinde kalıcı olarak tutulduğu olabilir.
MiCA Neden Rezervin Bir Bölümünü Bankada Tutuyor?
Çünkü stabilcoinin kendisinin de güven problemi var.
Bir euro stabilcoinini elinizde tuttuğunuzda onu ihraççıya geri verip bir euro alabilmeyi beklersiniz.
Bunun çalışabilmesi için şirketin rezervinin likit olması gerekiyor.
MiCA bu nedenle rezerv varlıklarının ayrıştırılmasını, likidite riskinin yönetilmesini ve belirli bölümünün banka mevduatı olarak tutulmasını şart koşuyor. EBA tarafından geliştirilen likidite standartları da rezervlerin farklı vadelerde ne kadar hızlı nakde dönüşebilmesi gerektiğini ayrıca düzenliyor.
Yani Avrupa iki ayrı güvenlik sorununu aynı anda çözmeye çalışıyor.
Bir tarafta stabilcoin sahibinin parasını korumak gerekiyor.
Diğer tarafta bunu yaparken bankacılık sisteminde yeni bir kırılganlık yaratmamak gerekiyor.
Bu ikisinin her zaman aynı çözümü üretmediğini şimdi daha net görüyoruz.
Avrupa Merkez Bankalarının Önerdiği Model Ne?
ECB ve AB ülkelerinin merkez bankaları, zorunlu banka mevduatı oranı yerine rezervin bir bölümünün bir ila beş iş günü içinde nakde dönüştürülebilecek kısa vadeli varlıklarda tutulabileceği daha esnek bir yapı öneriyor.
Mantık oldukça anlaşılır.
Stabilcoin ihraççısı kullanıcının parasını geri ödeyebilecek kadar likit kalmaya devam etsin ama rezervinin büyük bölümünü birkaç bankada yoğunlaştırmak zorunda kalmasın.
Böylece hem stabilcoin tarafındaki redemption riski hem de bankaların büyük stabilcoin şirketlerine aşırı bağımlı hale gelmesi azaltılmaya çalışılıyor.
EBA da MiCA’nın gözden geçirilmesi için 24 Eylül’de açıkladığı öncelikler arasında rezervlerin bankalarda tutulmasına ilişkin minimum oranların yeniden değerlendirilmesini istedi. Kurum aynı zamanda üçüncü ülkelere bağlı çoklu ihraç modellerinde daha güçlü koruma mekanizmaları gerektiğini düşünüyor.
Burada artık tartışılan konu “stabilcoin serbest olsun mu?” değil.
Stabilcoin büyüdüğünde rezerv parasının finans sisteminde nerede durması en güvenli?
Bankalar Mevduatı Kaybederse Fonlama Maliyeti Artabilir mi?
Böyle bir risk var.
Özellikle istikrarlı perakende mevduat anlamlı ölçüde azalırsa bankanın bunun yerine başka fonlama kaynaklarına yönelmesi gerekebilir.
Tahvil çıkarabilir. Toptan piyasalardan borçlanabilir. Mevduatı elde tutabilmek için daha yüksek faiz ödeyebilir.
Bu kaynakların maliyeti arttığında kredi ekonomisine de etkisi olabilir.
Ancak bunun otomatik bir sonuç olduğunu söylemek doğru olmaz. Bankanın bilanço yapısı, likiditesi, sermayesi ve faaliyet gösterdiği piyasa sonucu değiştirebilir.
Stabilcoinin nasıl kullanıldığı da önemli.
Ben bu nedenle “stabilcoin bankaların kredisini bitirecek” türü iddiaları fazla erken buluyorum.
Ama şu soru kesinlikle ciddiye alınmalı:
Bankacılığın en değerli fonlama kaynaklarından biri dijital paraya doğru hareket etmeye başlarsa bankaların iş modeli nasıl uyum sağlayacak?
Bankaların Kendi Stabilcoinini Çıkarmak İstemesi Şimdi Daha Anlaşılır
Daha önce Bankalar Stabilcoine Karşıydı Şimdi Neden Kendileri Çıkarmaya Hazırlanıyor? yazısında bankaların bu pazara neden giderek daha fazla ilgi göstermeye başladığını ele almıştım.
O zaman meseleye daha çok ödeme, sınır ötesi para hareketi ve yeni finansal altyapı açısından bakmıştık.
Mevduat tartışması bu hikâyeye başka bir boyut ekliyor.
Eğer müşteri parasının dijital forma geçmesi kaçınılmaz hale geliyorsa bankalar bu dönüşümü dışarıdan izlemek istemeyebilir.
Başka bir stabilcoin ihraççısının müşterisi olmak yerine kendi tokenını, tokenlaştırılmış mevduatını veya blockchain tabanlı ödeme altyapısını kurmak daha anlamlı hale geliyor.
Bir anlamda bankaların önünde iki seçenek oluşuyor.
Dijital para büyürken müşterinin parası başka şirketlerin bilançosuna gidebilir.
Ya da banka dijital parayı kendi ürün yapısının içine alabilir.
Bence bankaların stabilcoin ilgisini yalnız yeni gelir fırsatı olarak okumamak gerekiyor.
Mevduat ilişkisini koruma refleksi de giderek daha önemli olabilir.
Stabilcoin Banka Mevduatıyla Aynı Ürün Değil
Burada tüketici açısından da önemli bir ayrım var.
Bir banka hesabında tuttuğumuz mevduat ile bir stabilcoin aynı hukuki ve ekonomik hakları vermeyebilir.
Mevduat koruma sistemi, faiz, ihraççının rezerv yapısı, redemption hakkı ve kullanıcıya sağlanan korumalar ürüne ve ülkeye göre farklılaşabiliyor.
Bu yüzden “bankadaki 1.000 euro ile 1.000 euroluk stabilcoin tamamen aynı şey” diye düşünmek doğru olmaz.
MiCA tam da bu nedenle stabilcoin ihraççılarına rezerv, likidite ve paraya geri dönüş hakkı konusunda ayrıntılı kurallar getiriyor.
Stabilcoin kullanımının büyümesi finansal ürünlerin birbirine benzediği ama hukuki olarak aynı olmadığı yeni bir dönemi de beraberinde getiriyor.
Tüketicinin bu ayrımı anlayabilmesi bence giderek daha önemli olacak.
Faiz Vermeyen Stabilcoin Mevduatla Nasıl Rekabet Edecek?
Avrupa’daki düzenleyici çerçevede e-para tokenlarının sahibine faiz ödenmesi kısıtlanıyor.
Dolayısıyla stabilcoinlerin banka mevduatıyla rekabetini yalnız faiz üzerinden düşünmek eksik.
Kullanıcı başka bir nedenle parasını stabilcoinde tutabilir.
Uluslararası transfer kolaylığı, 7/24 erişim, dijital platformlar arasında taşınabilirlik, blockchain tabanlı finansal hizmetlere bağlanabilme ve programlanabilir ödeme özellikleri bunlardan bazıları.
Bu da bankalar açısından rekabeti değiştiriyor.
Müşterinin sorusu yalnız “Param nerede daha yüksek faiz kazanıyor?” olmayabilir.
Bir süre sonra aynı derecede önemli başka bir soru gelebilir:
“Param nerede daha kullanışlı?”
Bence stabilcoin ile mevduat arasındaki asıl rekabet burada şekillenebilir.
Avrupa’nın Kaygısı Yalnız Bankaların Mevduatı Değil
Avrupa’nın stabilcoin konusundaki hassasiyetinin başka bir nedeni daha var.
Bugünkü küresel stabilcoin piyasasının büyük bölümü dolar bazlı.
Euro kullanan tüketicilerin bankadaki parasını dolar stabilcoinlerine taşıması yalnız bankaların mevduatını etkilemez. Dijital ekonomide doların kullanım alanını da büyütür.
Bu nedenle Avrupa stabilcoinleri aynı anda finansal istikrar, ödeme bağımsızlığı ve para egemenliği açısından değerlendiriyor.
Dijital euro projesi de bu büyük resmin içinde yer alıyor.
Yani mesele artık yalnız kripto regülasyonu değil.
Geleceğin dijital parasını kim ihraç edecek, nerede tutulacak ve hangi finansal sistemin içinde hareket edecek?
Bence ABD ile Avrupa arasındaki dijital para yaklaşımının ayrıldığı önemli noktalardan biri de burada.
Çoklu İhraç Modeli Neden Ayrı Bir Sorun?
Avrupa’daki son tartışmanın başka bir ayağında multi-issuance, yani aynı stabilcoinin farklı bölgelerde birden fazla şirket tarafından çıkarılması bulunuyor.
Bu yapıda global bir stabilcoin hem AB içinde hem de başka ülkelerde ihraç edilebilir ve kullanıcı açısından tokenlar birbirinin aynısı gibi davranabilir.
Sorun stres anında ortaya çıkıyor.
AB dışında çıkarılmış tokenların sahipleri de paralarını Avrupa’daki ihraççı üzerinden geri almak isterse Avrupa’da tutulan rezerv üzerinde beklenmedik baskı oluşabilir.
EBA bu nedenle üçüncü ülkelere bağlı multi-issuer stabilcoin yapılarının finansal istikrar açısından önemli risk yaratabileceğini ve MiCA çerçevesinin bu konuda güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Bu örnek stabilcoin dünyasının ne kadar hızlı bankacılığın klasik sorularına yaklaştığını da gösteriyor.
Birkaç yıl önce “Bu token gerçekten bir euro mu?” diye soruyorduk.
Şimdi “Token nerede ihraç edildi, rezerv hangi ülkede tutuluyor ve kriz anında hangi rezervden ödeme yapılacak?” sorusuna geldik.
Bu artık doğrudan finansal istikrar meselesi.
Stabilcoinler Bankaların Mevduatını Gerçekten Tehdit Ediyor mu?
Bugünkü ölçeğe bakarak “evet, bankaların mevduatı tehlikede” demek erken.
Ama bunu tamamen teorik bir risk olarak görmek de giderek zorlaşıyor.
Çünkü stabilcoin artık yalnız kripto borsasındaki işlem çiftinin diğer tarafı değil.
Ödemeye giriyor.
Kart mutabakatına giriyor.
Kurumsal nakit yönetiminde deneniyor.
Uluslararası para transferine giriyor.
Bankalar kendi stabilcoinlerini hazırlıyor.
Bütün bu kullanım alanları büyüdüğünde stabilcoinde tutulan toplam bakiyenin de büyümesi beklenebilir.
Bankacılık sistemi açısından kırılma tam olarak burada olacak.
Stabilcoin çok işlem yaptığında değil, çok para tutmaya başladığında.
Asıl Risk Mevduatın Kaybolmasından Çok Şekil Değiştirmesi Olabilir
Bu tartışmada en ilginç noktayı burada görüyorum. İlk bakışta iki ayrı senaryo varmış gibi düşünüyoruz. Para bankada kalırsa banka kazanıyor. Stabilcoine giderse banka kaybediyor.
Gerçek sistem bundan daha karmaşık olabilir.
Müşteri parası stabilcoine geçebilir ve stabilcoin şirketi o parayı tekrar bankaya yatırabilir.
Böylece para bankacılık sistemine geri döner.
Ama aynı para, aynı mevduat olarak geri dönmez.
Milyonlarca küçük müşterinin dağıtılmış ve görece istikrarlı bakiyesi birkaç büyük stabilcoin şirketinin rezervine dönüşmüş olabilir.
Bence ECB’nin bugün üzerine bastığı risk tam olarak bu. Ve stabilcoinler büyüdükçe bankaların önündeki esas soru da değişecek. Artık yalnız “Stabilcoin bizim ödeme gelirimizin ne kadarını alacak?” diye bakmak yeterli olmayacak diye düşünüyorum.
Şunu da sormak gerekecek:
“Müşterimizin parasının ne kadarı hâlâ bizim mevduatımız olarak kalacak?”
Çünkü stabilcoin savaşının en önemli cephesi uygulama ekranında, QR kodunda veya kartta görünmeyebilir. Bankaların bilançolarında yaşanabilir.
Ve belki de önümüzdeki birkaç yıl içinde stabilcoinlerin finansal sistem üzerindeki gerçek etkisini anlamak için en fazla izleyeceğimiz yer bankaların mevduat satırı olacak.

