Tomb Raider filmi, akıcı hikayesi ve aksiyon dolu sahneleri ile vizyonda. Film bir yandan yeni Lara Croft olarak seçilen Alicia Vikander sebebiyle bolca eleştirilmiş, diğer taraftan tüm ilgiyi üzerine toplamıştı.
Film hakkında merak edilenleri ve yorumumu yazımda bulabilirsiniz.
Tomb Raider Filmi
2001 yılında izlediğimiz ilk Tomb Raider filmini “Lara Croft: Tomb Raider” adıyla Simon West yönetmişti. Angelina Jolie ise Lara Croft rolüyle büyük bir sükse yapmayı başarmıştı. Film, oyunlardan bağımsız konusu ve Jolie sebebiyle oldukça estetik bulunmasına ve gişe başarısına rağmen çokça eleştiri de almıştı.
Ben ilk filmi beğenen ve Lara Croft rolünü Angelina Jolie’yi çok yakıştıran taraftaydım. Konu itibariyle her ne kadar cılız kalsa da, bu güçlü kadın karakteri Jolie ile özdeşleştirmiştim. Bu açıdan yeni Lara Croft’umuz Alicia Vikander’i biraz temkinli ve önyargılı izledim. Vikander’in Lara Croft’a bambaşka bir bakış açısı, enerji, tazelik ve gençlik getirdiğini belirtmek isterim. Şimdi gelelim filmimizin konusuna…

Tomb Raider Filmi Konusu
17 Mayıs 2009’a gidiyoruz. Filmimiz ölüm tanrıçası olarak bilinen imparatoriçe Hımiko araştırması ile açılışını yapıyor. Hımiko şaman ve kara büyü ile halkını yöneten, dokunduğu yere ölüm götüren bir imparatoriçe. Generalleri tarafından ihanete uğrayan Hımiko, Yamatai adasının dağları altına canlı canlı yerleştiriliyor. Lord Richard Croft (Dominic West) bu araştırma için kızı Lara (Alicia Vikander) ile vedalaşıp, kayıplara karışıyor. O tarihten itibaren kendisinden kimse haber alamıyor.

Yıllar geçiyor ve Lara bir başına büyüyor. Yoksun ve yoksul hayatına bisikletli kurye olarak devam ediyor. Bir yandan kickbox dersleri alan Lara için hayat koşulları çok zor. Ek gelir için girdiği bir yarışta başını belaya sokarak tutuklanan Lara’yı kurtaran ise babasının işlerine yardımcı olan Ana’dan (Kristin Scott Thomas) başkası değil.
Ana, babasının bıraktığı mirası Lara’ya hatırlatıyor ve imzalaması gereken evraklar için Croft holding’e çağırıyor. Lara imza atmaya gönüllü değil çünkü eğer imzalarsa babasının ölmüş olduğunu kabullenmek zorunda. Öte yandan bu imzayı atmazsa ailesinin tüm mal varlığı satışa sunulacak.
Kafasında bir dolu soru işareti ile geçmişe dalan Lara için karar vermek çok zor ve sık sık babası ile yaptığı konuşmaları hatırlıyor. İmzayı atmaktan vazgeçen Lara, babasının onun için hazırladığı son bulmacayı çözüyor ve babasının Hımiko araştırmasına dair tüm notlarına erişiyor.

Babasını bulma umuduyla araştırma sonuçlarını inceleyen Lara, Hong Kong’a gidiyor. Babasının notları arasında gördüğü Endurence teknesinde Lu Ren’e (Daniel Wu) ulaşan Lara, zor da olsa Yamatai adasına gitmek için kendisini ikna ediyor. En tehlikeli denize doğru çıktıkları bu yolculuk hiç de kolay değil. Lara yolculuk boyunca ses kayıtlarını dinlemeye devam ediyor.
Derken ada ufukta görünüyor ancak bastıran fırtına tekneyi paramparça ediyor. Adada kazı yapan Mathias Vogel (Walton Goggins) ve ekibinin eline geçen Lara ve Lu Ren için hayatta kalma mücadelesi başlıyor ve şaşırtıcı olaylar birbiri ardına geliyor.
Tomb Raider Filmi Oyuncuları
Norveçli yönetmen Roar Uthaug’ın imzasını taşıyan filmin senaryosu, Evan Daugherty ve Geneva Robertson-Dworet’a emanet edilmiş. Filmin genel akışının yeni seri Tomb Raider oyunlarından etkilendiğini ve bu havayı gayet başarılı bir şekilde yansıttığını söyleyebilirim.
Hem karakter hem de genel akışta ise “belki realist olma çabasıyla” oyunda gördüğümüz karakterlerin daha basite indirgendiğini ve doğaüstü olayların fazla irdelenmediğini de görüyoruz. İzleme açısından verdiği his tam bir tomb raider oyunu oynuyormuşsunuz gibi. Karakteri izlerken ve sahneler itibariyle oyunun genel havası basite indirgense bile başarıyla kurgulanmış.
Genç, hırslı, inatçı Lara’nın “doğuştan bir kahraman olmanın ötesinde” Lara Croft’a dönüşümü de iyi aktarılmış. Başta yadırganan Alicia Vikander ise karaktere taze bir soluk getirmiş. En zorlu aksiyon sahnelerinde bile inandırıcı olmayı başarabilmiş. Daha çocuksu, duygusal ve zorlanan genç Lara Croft’u izleyiciyle bağ kuracak şekilde canlandırabilmiş.

Öte yandan kıyaslandığı kişi Angelina Jolie. Angelina Jolie, karakterin olgun halini canlandırıyordu ve zengin, çekici, alaycı, iyi eğitimli çok güçlü bir kadındı. Vikander ise her ne kadar iyi bir karakter oyuncusundan çok başarılı bir aksiyon oyuncusuna geçiş yapsa bile karizma ve çekicilik açısından Jolie’yle kapışacak bir konumda da görünmüyor. Bu açıdan yaş olarak daha genç izleyicilerin ve oyunseverlerin beğenisini kazanabilir. Karakterin tazelenmesi ve modernize edilmesi ise doğru bir hamle.

Filmin ilk bölümü daha duygulu , durağan ve yavaş bir tempoda ilerliyor. Karakteri iyi anlamamız açısından bu bölümü izlemek biraz sabır istiyor. İkinci bölümde ise tempo hiç durmuyor. Bulmacalar, tuzaklar, dehlizler, çılgın deniz ve tekne sahnesi, kovalamaca sahneleri tam tadında. Keşke senaryo biraz daha dolu olsaydı (final geçiştirilmeseydi – sürpriz barındırsaydı) ve oyunlardan daha fazla beslenseydi diye düşünmedim değil.
Filmin oyuncu kadrosunda Vikander’e Dominic West, Walton Goggins, Daniel Wu ve Kristin Scott Thomas eşlik ediyor.
Aksiyon sevenlerin filmden keyif alacağını düşünüyor, şimdiden hepinize iyi seyirler diliyorum ????
Not : Alicia Vikander genel olarak aksiyon sahnelerinde çok başarılı, bolca kaslı ama ok atma konusuna daha fazla eğilmeli ????



