Amerika’da vizyona girdiğinden beri tüm dikkatleri üzerine çeken Argo vizyona girdi.
Beyazperde.com’un ön gösterim olanağı ile izlediğim Argo, gerilim ve heyecan dozajı yüksek bir film. Yakın tarihimizde yaşanan siyasi krizi tüm gerçekliği ile bizlere yaşatan filmin gelelim konusuna.
Amerika ve İngiltere’nin desteği ile gerçekleşen devrim sonucu İran’ı yöneten Şah Rıza Pehlevi yönetiminin sonu gelmiştir. Kendisi ve ailesi refah içerisinde yaşarken, halk iyice yoksullaşmış ve gördükleri eziyet yüzünden ayaklanmıştır. Şii Lider Humeyni’nin önderliğinde İslam Cumhuriyeti kurulmuş ve devrimden sonraki tüm idare

Devrim muhafızlarının eline geçmiştir. Ülkede bu değişim yaşanırken, Şah Rıza Pehlevi’nin sığındığı Amerika’ya öfke büyümektedir. 4 Kasım 1979 yılında halk ve militanlar, rutin sanılan bir gösteri sonrasında başkent Tahran’daki Amerikan Büyük Elçilik binasına girer. Elçilik görevlilerinin bir kısmı gizli evrakları yok etmeye başlarken, 6 kişilik bir grup oradan kaçarak Kanada Elçiliği’ne sığınır ancak bu kaos ortamında can güvenlikleri yoktur. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bu olaylar karşısında Amerikan yönetimi CIA uzmanı Tony Mendez’i (Ben Affleck ) yetkilendirir.
Mendez, kaçırma planı için ortaya bir film projesi atar. Proje saçma görünmesine rağmen tek seçenektir. Yetkililer plana onay verir ve Mendez Hollywood yapımcıları ile bu fake projenin ön çalışmasına başlar. Lester Siegel (Alan Arkin) ve John Chambers (John Goodman) ile birlikte buldukları bilim kurgu film senaryosunun gerçekçi görünmesi için bir prodüksiyon şirketi kurarlar. Filme adını veren Argo senaryosunu yanına alan Mendez, tek başına Tahran’a yola çıkar. Artık tek bir amacı vardır, 6 kişilik grubu film projesi çalışanları olarak gösterip İran’dan kaçırmak.

130 dakika boyunca heyecan ve gerilim dozajı hiç düşmeyen Argo, çok çok iyi bir film. Gerçek olaylardan alınan kare ve görüntüler – öyküye o kadar başarılı bir şekilde oturtulmuş ki, zaten etkileyici olan konuyu daha da çarpıcı kılmış. Konsept konusunda ise kült olmaya aday bir film. Warner Bros’un 80’li yıllarda kullandığı logo ile açılan film, tek bir falso vermeden o zamanlarda kullanılan kalemden, dönemin uçaklarına, genel görüntüden, kıyafet, saç stili ve aksesuarlara kadar birebir uygulanmış.

Detaylar o kadar çekici ki, filmin bazı sahnelerinde geniş ekrandan kare ekrana dönüşler, kirletilmiş görüntüler sayesinde sanki o olayları, o an bir televizyon ekranında haberlerden canlı bağlantı ile izliyormuş hissine kapılıyorsunuz.
Filmin Tahran’da geçen bazı sahneleri için set olarak İstanbul seçilmiş olsa da filmde bunu anlamıyorsunuz. Bir tarafıyla da çok iyi bir dönem filmi ARGO. Filmin iki sanat yönetmeninden biri 1976 doğumlu bir Türk olan Deniz Göktürk. Filmin görsel sanat ve görsel efekt departmanlarında 100’ün üzerinde çalışan uzman olmuş, bu kadroda yine bir çok Türk mevcut. Bu da o dönemin daha iyi yansıtılmasını sağlamış.

Film yakın tarihimize dair az bildiklerimizi sorgulamamıza sebep olacak şekilde etkili vurguluyor. Kahraman Amerika yerine; çuvallamış, bir ülkenin içişlerine müdahale edip piyonunu kaybettikten sonra dibe vuran ve itibarı sorgulanan, kötü yönetildiği için eleştirilen bir Amerika var. Bir nevi özeleştiri… Taraf tutmak, suçlamak yerine yaşananları soluksuz izliyorsunuz.
Argo bu yılın en iyi yapımlarından. Oyunculuk, senaryo, konsept kusursuz. Dördüncü uzun metrajlı filmini yöneten Ben Affleck takdiri hak ediyor. Gerçek görüntüleri belgesel havasından çıkarıp bu kadar çarpıcı bir şekilde kurgulamak kolay değil. Ödül törenlerinde filmin adının bol bol geçeceği düşüncesiyle bu sinema şölenini kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
Not: Filmin sonunda salondan ayrılmayın 🙂 yaşananların gerçek kahramanları ve oyuncular arasındaki benzerlik, bu siyasi krizin gerçek detaylarını öğrenmemizde katkısı olanlar sırayla ekrana geliyor. Gerçekten şaşırtıcı 🙂
Son olarak 🙂 Argo Fuck your self


