DigitalAge Tech Summit kapsamında gerçekleşen “Türkiye’nin Yapay Zeka Yol Haritası” oturumunda aldığım notları yazımda bulabilirsiniz.
Türkiye’nin Yapay Zeka Yol Haritası
DigitalAge Tech Summit kapsamında gerçekleşen “Türkiye’nin Yapay Zeka Yol Haritası” oturumu, Türkiye’nin yapay zeka çağındaki konumunu girişimcilik, regülasyon, veri güvenliği, sektörel dönüşüm ve küresel rekabet ekseninde ele aldı. Serdar Kuzuloğlu moderatörlüğündeki oturumda Commencis Kurucu Ortağı ve CEO’su Fırat İşbecer ile BTS & Partners Kurucu Ortağı Avukat Yasin Beceni, yapay zeka gündeminin yalnızca teknoloji başlığıyla sınırlı kalmadığını; hukuk, yatırım, üretim, ihracat, siber güvenlik ve şirket yönetimi tarafında da yeni sorumluluklar doğurduğunu anlattı. Oturumda öne çıkan başlıkları sizin için derledim.
Türkiye’nin yapay zeka avantajı insan kaynağından geliyor

Fırat İşbecer, konuşmasına Türkiye’nin yapay zeka ekosistemindeki güçlü insan kaynağına dikkat çekerek başladı. Türkiye’nin girişimcilik ve mühendislik birikiminin küresel ölçekte önemli karşılık bulduğunu söyledi. San Francisco’da öne çıkan yapay zeka girişimlerine bakıldığında, Türk kurucuların, kurucu ortakların ya da üst düzey teknoloji profesyonellerinin güçlü varlığı dikkat çekiyor.
İşbecer’e göre başarıda Türkiye’de 1990’lar ve 2000’lerin başında verilen mühendislik eğitiminin payı büyük. Yapay zeka alanında küresel ürün çıkaran veya büyük teknoloji şirketlerinde kritik pozisyonlarda görev alan Türk profesyoneller, Türkiye’nin teknoloji insan kaynağı açısından taşıdığı potansiyeli gösteriyor.
Ancak aynı iyimserlik her alana taşınmıyor. İşbecer, regülasyon ve şirketlerin yapay zeka adaptasyonu tarafında eksikler bulunduğunu belirtti. Yine de Türk girişimcisinin baskı altında hızla uyum sağlama refleksine sahip olduğunu vurguladı. Agentic projelerin şirket gündemlerine girmeye başlaması, dönüşümün sahada karşılık bulduğunu gösteriyor.
Agentic dönem başladı, şirketler yapay zeka vekilleriyle tanışıyor
Serdar Kuzuloğlu’nun “vekil” olarak tarif ettiği agentic yapılar, oturumun erken bölümünde önemli bir yer tuttu. Fırat İşbecer, birçok şirketin artık agentic projeler üzerinde çalıştığını söyledi. Chatbot döneminden daha gelişmiş, görev üstlenen, karar süreçlerine katılan ve belirli aksiyonları kullanıcı adına yürüten yapay zeka vekilleri yeni dönemin ana başlıklarından biri haline geliyor.
Ancak İşbecer’e göre agentic sistemler, dışarıdan göründüğünden çok daha girift bir yapıya sahip. Şirketlerin yalnızca bir chatbot mantığıyla hareket etmesi yeterli kalmıyor. Veri mimarisi, süreç tasarımı, yetkilendirme, güvenlik, karar sorumluluğu ve kullanıcı deneyimi aynı anda ele alınmalı.
Agentic yapılar, yapay zekayı yalnızca yanıt veren bir sistem olmaktan çıkarıyor. Şirketlerin operasyonel akışına daha fazla dahil olan, bazı işlerin yürütülmesinde aktif rol alan yeni bir teknoloji katmanı oluşuyor.
Regülasyonun görevi inovasyonu durdurmak yerine riski yönetmek olmalı
Oturumun hukuk ve regülasyon bölümünde Yasin Beceni, teknolojik dönüşümlere karşı devletlerin regülasyon refleksinin internet döneminden beri şekillendiğini anlattı. Yeni teknolojiler, mevcut iş yapış biçimlerinin dışına çıktığında uygulayıcıların nasıl hareket edeceği sorusu gündeme geliyor. Regülasyon, doğru felsefeyle kurgulandığında piyasa oyuncularına yöntem gösteren bir çerçeve sunuyor.
Beceni’ye göre regülasyonun asıl amacı, ortaya çıkabilecek riskleri yönetilebilir hale getirmek. Piyasayı yönlendiren, uygulayıcıya yol gösteren ve risk yönetimi sağlayan düzenlemeler inovasyonun önünü kapatmak zorunda kalmıyor.
Avrupa Birliği’nin yapay zeka düzenleme yaklaşımında ise korku eksenli bir eğilim bulunduğunu belirtti. Ona göre yapay zeka projelerine başlarken risklerin sistematik biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. Şirketlerin yalnızca ürün geliştirme hızına odaklanması yeterli kalmıyor; risk haritası, veri kullanımı, ayrımcılık ihtimali, şeffaflık ve sorumluluk alanları da projenin başında düşünülmeli.
Türkiye’de yapay zeka regülasyonu için önce farkındalık gerekiyor
Yasin Beceni, Türkiye’de henüz kapsamlı bir yapay zeka çerçeve düzenlemesi bulunmadığını anlattı. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında belirli mevzuatları iç hukuka aktarma programı bulunuyor. Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası’nın da Türk hukukuna aktarılması gündeme gelebilir.
Beceni, kapsamlı ve teknik bir düzenlemenin Türkiye için şu aşamada aceleci bir adım olup olmayacağı konusunda soru işaretleri taşıdığını söyledi. Avrupa Birliği düzenlemesinin ilk taslaklarında foundation modellerin yer almaması, teknolojinin regülasyondan ne kadar hızlı ilerlediğini gösteren önemli bir örnek olarak aktarıldı.
Beceni’ye göre Türkiye’de öncelik, yapay zeka okuryazarlığını artırmak olmalı. Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası’nda yürürlüğe giren ilk başlıklardan birinin AI literacy olması tesadüf sayılmaz. Regülatörlerin, uygulayıcıların, akademinin ve şirketlerin yapay zekayı tüm boyutlarıyla öğrenmesi gerekiyor. Riskler doğru anlaşılmadan yapılacak düzenlemeler, sektöre yol göstermek yerine hareket alanını daraltabilir.
Girişimci ve yatırımcı için dönem yakın takip ve temkinli hamle dönemi
Serdar Kuzuloğlu, yapay zeka çağında girişimcilerin ve yatırımcıların hangi alanlara odaklanması gerektiğini sordu. Fırat İşbecer, çok hızlı değişen bir dönemden geçildiğini söyledi. Foundation model rekabetinde birkaç ay içinde gündemin değişebildiğini; bir dönem Claude’un, bir dönem OpenAI’ın, başka bir dönem Gemini’nin öne çıktığını anlattı.
İşbecer, girişimcilere ve yatırımcılara “çok yakın takip” tavsiyesi verdi. Ancak yakın takibin FOMO duygusuyla yapılmaması gerektiğini vurguladı. Yapay zeka alanında çok erken ve çok büyük yatırım yapmak, özellikle Türkiye gibi sermaye erişimi sınırlı pazarlarda ciddi risk yaratabilir.
Yapay zeka altyapısı oldukça maliyetli. Token kullanımı, bulut giderleri, GPU kiralama ve model çalıştırma maliyetleri şirketler için hızla on binlerce dolarlık aylık seviyelere çıkabiliyor. İşbecer, Amerika’daki yatırım ortamıyla Türkiye’yi kıyaslarken ölçünün dikkatli kurulması gerektiğini söyledi. ABD’de yapay zeka girişimlerine yüz milyarlarca dolarlık yatırım akarken, Türkiye’de girişimcilerin ayağını yorganına göre uzatması ve uzun soluklu bir maraton koştuğunu bilmesi gerekiyor.
En hızlı kazanç mevcut işi yapay zeka ile güçlendirmekten geliyor
Fırat İşbecer’e göre yapay zeka alanında hızlı fayda yaratmanın en gerçekçi yolu, sıfırdan yalnızca yapay zeka odaklı bir girişim kurmak yerine mevcut işi yapay zeka ile güçlendirmekten geçiyor. KOBİ’ler, küçük işletmeler ve büyük şirketler; reklam, iletişim, pazarlama, müşteri deneyimi, web sitesi yönetimi veya operasyonel verimlilik gibi alanlarda küçük yapay zeka dokunuşlarıyla rekabette öne geçebilir.
İşbecer, şirketlerin yapay zekayı mevcut rekabet alanlarına yerleştirmesinin daha hızlı sonuç doğuracağını söyledi. Sadece yapay zeka üzerine kurulan bir yapı, yüksek maliyet ve uzun geri dönüş süresi nedeniyle daha zorlu bir yol açabilir.
Commencis tarafında yapay zeka çözümleri üç ana başlıkta konumlanıyor: veri, ses ve agent. Veri tarafında şirketlerin ellerindeki veriyi daha akıllı hale getirmek; ses tarafında insan gibi konuşabilen yapay zeka vekilleriyle müşteri iletişimini dönüştürmek; agent tarafında ise chatbotların ötesine geçen yapay zeka yapıları geliştirmek hedefleniyor.
Teknoloji şirketleri kendi üretim süreçlerini de yapay zeka filtresinden geçiriyor
Fırat İşbecer, Commencis’in yalnızca müşterilerine yapay zeka çözümü sunmadığını; kendi yazılım ve teknoloji üretim süreçlerini de yapay zeka filtresinden geçirdiğini anlattı. Ona göre en kritik dönüşüm alanlarından biri yazılım geliştirme süreçleri.
Bir bankanın karmaşık hisse senedi alım satım sistemini dijital arayüze taşımak gibi projeler normal şartlarda 6-7 ay ve 8-12 kişilik ekiplerle yürütülebiliyor. Artık müşteriler aynı işi 3-4 ayda ve daha küçük ekiplerle bekliyor. Yapay zeka, üretim süreçlerinde kısmi verimlilik sağlıyor. İşbecer, bazı alanlarda yüzde 30-40 düzeyinde verimlilik elde ettiklerini, ancak beklentinin yüzde 60-70 seviyesine çıktığını söyledi.
Sunumlarda iki promptla mucize yaratıldığı algısı oluşsa da gerçek iş dünyasında dönüşüm daha karmaşık ilerliyor. Müşteri beklentileri yükseliyor, teknoloji ekipleri daha kısa sürede daha fazla çıktı üretmeye zorlanıyor. İşbecer’e göre şirketler zorlu bir geçiş döneminden geçiyor; yine de öğrenme ve dönüşüm kaçınılmaz hale geliyor.
KVKK tarafında en büyük hata prosedürü uyum sanmak
Oturumun veri ve hukuk bölümünde Yasin Beceni, kişisel verilerin korunması alanında şirketlerin sık yaptığı hatalara değindi. Yeni düzenlemeler gündeme geldiğinde şirketler çoğu zaman işin ana eksenini kaçırıyor. Açık rıza metni yazmak, politika oluşturmak veya prosedür hazırlamak uyumun tamamı gibi görülüyor.
Beceni’ye göre kişisel verilerin korunmasının iki temel amacı var. İlk amaç, gerçek kişilerin özel hayatını ve mahremiyetini korumak. İkinci amaç ise verisi işlenen kişinin ayrımcılığa uğramasını engellemek. Kişisel veri, şirkete emanet edilmiş bir değer olarak görülmeli.
Şirketlerin kendilerine sorması gereken temel soru çok net: İstenen sonucu yaratmak için ilgili kişisel veriyi işlemek zorunlu mu? Beceni, veri iştahının birçok kurumda yüksek olduğunu; şirketlerin veri toplama, zenginleştirme, data lake kurma ve farklı kaynakları birleştirme konusunda hızlı davrandığını söyledi. Ancak her veri toplama adımı, mahremiyet ve ayrımcılık riski açısından yeniden düşünülmeli.
Hukuk ve iş birimleri aynı eksende konuşmalı

Yasin Beceni, şirketlerde hukuk ve iş birimleri arasında kopukluk yaşandığını anlattı. Hukukçunun farklı bir dünyadan gelip işi durduran bir aktör gibi algılanması, sağlıklı uyum kültürünü zayıflatıyor. Oysa veri, yapay zeka ve teknoloji projelerinde hukuk ile iş birimlerinin aynı felsefe etrafında konuşması gerekiyor.
Beceni’ye göre yöneticiler ve operasyonel ekipler, hukukun ana eksenini bilmek zorunda. Herkesin hukukçu olması beklenemez; ancak kişisel veri, mahremiyet, ayrımcılık riski ve zorunluluk ilkesi gibi temel kavramlar iş süreçlerinin içine yerleşmeli.
Kağıt üzerinde prosedür tamamlamak, gerçek uyum anlamına gelmiyor. Asıl mesele, veri işleme kararlarının işin tasarım aşamasında doğru verilmesi. Uyum kültürü süreçlerin içine yerleşmediğinde, ilerleyen aşamalarda ciddi riskler doğabiliyor.
Türkiye’nin yol haritası güçlü sektörleri yapay zeka ile dönüştürmekten geçiyor
Serdar Kuzuloğlu, Türkiye’nin yapay zeka yol haritasında önceliklendirilmesi gereken alanları sordu. Fırat İşbecer, Türkiye’nin dünyadaki yapay zeka gündemini belirleyen ülkelerden biri olma ihtimalini düşük gördüğünü söyledi. ABD ve Çin’in yürüttüğü yarış, çok yüksek sermaye ve altyapı gerektiriyor. Fransa gibi büyük yatırımlar yapan ülkeler bile aynı yarışta zorlanıyor.
İşbecer’e göre Türkiye’nin önceliği, güçlü olduğu sektörlerde yapay zekayı hızlı biçimde kullanarak rekabet avantajı yaratmak olmalı. Savunma sanayi, otomotiv, elektrik, bankacılık, imalat sanayi, ihracat ve tarım gibi alanlarda yapay zeka bilinci hızla artırılmalı.
Türkiye’nin en büyük ihracat kalemlerine bakılması, ardından ilgili sektörlerin yapay zeka ile nasıl daha rekabetçi hale getirileceğinin planlanması gerekiyor. Eğitim, teşvik, regülasyon ve finansman mekanizmaları güçlü sektörlere odaklanırsa, yapay zeka doğrudan ekonomik büyüme aracına dönüşebilir.
Tarım, sanayi ve ihracat için yapay zeka yeni verimlilik alanı açıyor
Fırat İşbecer, tarımı Türkiye için önemli bir örnek olarak öne çıkardı. Türkiye’nin yüzölçümü ve tarımsal üretim kapasitesi düşünüldüğünde, kilometrekare başına alınan verimi artırmak için yüksek teknoloji tarımın kritik hale geldiğini söyledi. Yapay zeka; sulama, iklimlendirme, verim tahmini, hastalık tespiti, ürün planlama ve kaynak kullanımı gibi alanlarda ciddi katkı sağlayabilir.
Ancak teknolojik dönüşüm yalnızca model veya yazılım meselesiyle sınırlı kalmıyor. Anadolu’da internet erişiminin olmadığı veya zayıf olduğu bölgelerde yapay zeka tabanlı tarım sistemlerinin çalışması zorlaşıyor. İşbecer, Starlink örneği üzerinden altyapı ve erişim konusuna dikkat çekti. Yapay zeka stratejisi, bağlantı altyapısı ve saha eğitimiyle birlikte düşünülmeli.
İşbecer’e göre Türkiye, 10 güçlü sektörünü yapay zeka ile daha rekabetçi hale getirebilirse ihracat kapasitesini ciddi biçimde artırabilir. Yapay zeka, soyut bir teknoloji gündemi olmaktan çıkıp dış ticaret açığı, üretim verimliliği ve rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı bir kalkınma aracına dönüşebilir.
Türk girişimcisinin dayanıklılığı önemli bir rekabet avantajı
Fırat İşbecer, Türkiye’de tüm zorluklara rağmen çok rekabetçi girişimler bulunduğunu söyledi. Türk girişimcisinin uyum gücü, pratik zekası ve zor koşullarda çözüm üretme becerisi önemli bir avantaj yaratıyor.
Serdar Kuzuloğlu da Türkiye’de bir iş kuran, üreten ve sürdüren insanların daha fazla takdir edilmesi gerektiğini vurguladı. İşbecer, 30 yılı aşkın süredir aynı marka ve logo ile hizmet veren şirketleri kendi gözünde “süperstar” olarak tanımladı.
Türkiye’de girişimciliğin yalnızca yeni fikir üretmekten ibaret olmadığı; ekonomik dalgalanma, regülasyon belirsizliği, finansmana erişim, kur baskısı ve altyapı sınırlılıklarına rağmen ayakta kalma becerisi gerektirdiği anlatıldı. Yapay zeka çağında da dayanıklılık, hızlı uyum ve doğru odaklanma girişimciler için belirleyici olacak.
Siber güvenlik artık CEO ve yönetim kurulu gündemi
Oturumun final bölümünde yapay zekanın siber güvenlik üzerindeki etkisi ele alındı. Yasin Beceni, dünyada Avrupa Birliği, Çin ve ABD başta olmak üzere son yıllarda siber güvenlik düzenlemelerinin yoğunlaştığını söyledi. Türkiye’de de siber güvenlik yasası ve kurumsal yapıların devreye girmesiyle çerçeve güçleniyor.
Beceni’ye göre yapay zeka kaynaklı siber riskler henüz konvansiyonel siber risklere kıyasla çok yüksek paya sahip olmayabilir. Ancak yapay zekanın kabiliyetleri arttıkça ve farklı süreçlere girdikçe risklerin niteliği değişecek. MIT’nin AI risk repository çalışması, yapay zeka kaynaklı riskleri takip etmek isteyenler için önemli bir kaynak olarak anıldı.
Beceni’nin en net vurgusu, siber güvenliğin yalnızca IT ekiplerinin veya CISO’ların konusu olarak görülmemesi gerektiği oldu. Siber güvenlik, CEO’ların ve yönetim kurullarının doğrudan sahiplenmesi gereken bir iş riski. Şirketin karşılaşabileceği en büyük operasyonel, finansal ve itibar risklerinden biri haline gelen siber güvenlik, stratejik yönetim seviyesinde ele alınmalı.
Yapay zeka güvenlik açığı buluyor, saldırı kapasitesini de büyütüyor
Serdar Kuzuloğlu, yapay zekanın siber güvenlikte çift yönlü etkisini Mozilla Firefox örneğiyle anlattı. Bir yandan deepfake, sahte video ve kimlik manipülasyonu gibi riskler büyüyor. Diğer yandan yapay zeka sistemleri, insan ekiplerin tespit edemediği güvenlik açıklarını da ortaya çıkarabiliyor.
Kuzuloğlu’nun aktardığı örnekte, Firefox’un son güncellemelerinden birinde çok sayıda güvenlik açığının kapatıldığı ve açıkların yeni nesil yapay zeka modelleri tarafından tespit edildiği belirtildi. Teknoloji artık hem savunma hem saldırı tarafında kedi-fare oyununu farklı bir seviyeye taşıyor.
Yapay zeka güvenlik açıklarını bulmada, tehditleri sınıflandırmada ve savunma süreçlerini hızlandırmada önemli katkı sunabilir. Aynı kabiliyetler kötü niyetli aktörlerin elinde saldırı ölçeğini, hızını ve karmaşıklığını artırabilir. Şirketlerin güvenlik stratejileri yapay zekanın çift yönlü etkisini hesaba katmak zorunda.
Mevcut güçlü sektörlerden başlamak yeni endüstrilere kapıyı kapatmaz
Oturumun sonunda Serdar Kuzuloğlu, yapay zekayı yalnızca Türkiye’nin mevcut güçlü sektörlerine odaklamanın geleceğin yeni endüstrilerinden uzak kalma riski yaratıp yaratmayacağını gündeme getirdi. Fırat İşbecer, güçlü sektörlerden başlamanın yeni endüstrilere kapıyı kapatmadığını söyledi. Tam tersine, mevcut üretim ve ihracat kapasitesini yapay zeka ile güçlendirmek daha sağlam bir başlangıç zemini yaratabilir.
Yasin Beceni de Türkiye’nin küresel tedarik zincirindeki konumuna dikkat çekti. Türkiye, coğrafi konumu ve üretim kapasitesi sayesinde global tedarik zincirinde önemli bir oyuncu olmayı başarmış bir ülke. Yapay zeka ekosisteminde de benzer bir iş ortaklığı fırsatı bulunuyor.
Türkiye, kendi büyük foundation modellerini geliştiren bir ülke olamayabilir. Ancak OpenAI, Anthropic, Gemini benzeri büyük yapay zeka oyuncularının güçlü iş ortağı olabilir. Doğru pozisyon alınırsa Türkiye, yapay zeka ekosisteminde yalnızca kullanıcı konumunda kalmaz; küresel değer zincirinin önemli bir parçasına dönüşebilir.
Yapay zeka yol haritası teknoloji kadar strateji meselesi
“Türkiye’nin Yapay Zeka Yol Haritası” oturumu, yapay zeka gündeminin yalnızca model, uygulama veya yazılım tartışmasıyla sınırlı kalmadığını gösterdi. Türkiye açısından asıl mesele; güçlü insan kaynağını, girişimcilik refleksini, stratejik sektörleri, veri güvenliğini, regülasyon kapasitesini ve siber dayanıklılığı aynı yol haritasında buluşturmak.
Fırat İşbecer’in çerçevesi, Türkiye’nin küresel yapay zeka yarışında en büyük modelleri geliştiren ülkelerle aynı sermaye kulvarında koşamayacağını; ancak güçlü sektörlerini yapay zeka ile dönüştürerek daha gerçekçi ve yüksek etkili bir rota çizebileceğini ortaya koydu.
Yasin Beceni’nin vurguları ise regülasyon, veri koruma ve siber güvenlik tarafında “prosedür tamamlandı” rahatlığının yeterli kalmadığını hatırlattı. Yapay zeka çağında şirketlerin risk, uyum, mahremiyet ve güvenlik başlıklarını ürün ve iş modeli tasarımının merkezine koyması gerekiyor.
Türkiye’nin yapay zeka yol haritası, teknolojiyi takip etmekten daha fazlasını gerektiriyor. Üretimi, ihracatı, tarımı, finansı, sanayiyi, hukuku ve güvenliği aynı stratejik akıl etrafında birleştiren bir yaklaşım, ülkenin rekabet gücünü kalıcı biçimde artırabilir.


