Pera Müzesi bu aralar birbirinden değerli sergiye ev sahipliği yapıyor. Her katı ayrı bir sanatsal şölen sunan müze, benim de favorilerimin başında geliyor.
Gelelim Müzenin güncel programına.
Pera Müzesi bu yaz, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen, sokak sanatının en popüler konulardan Graffiti’ye yer verdi. Geçen hafta ziyaret etme şansı bulduğum “Graffiti ve Sokak Sanatı” müzenin son üç katında ziyaretçilerini bekliyor.

Sergi, “graffiti“yi “sokaktan müzeye” taşıyarak, türünün en ilginç örneklerini sunmakla kalmıyor bir tartışma platformu olarak da önem kazanıyor. Her çalışmanın önünde ayrı bir dünya ile karşılaşıyor ve derinlere çekiliyorsunuz.

Graffiti’nin değdiği yer canlanıp, hayat buluyor. Çevremizde bu eserlerden bolca görmek hem ufkumuzu ve vizyonumuzu açar hem de hayata başka türlü bakmamızı sağlardı, öyle değil mi?
Renkler, sembollerdeki derinlik, hissetirdiği coşku ve enerji inanın anlatılmaz yaşanır 🙂

Sergiye, Amerika, Almanya, Fransa, Japonya gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye’den de olmak üzere 20’den fazla sanatçının çalışması sergileniyor. Graffiti kültürünün öne çıkan isimlerinden; Futura, Carlos Mare, Cope 2, Turbo, Wyne, JonOne, Tilt, Mist, Psyckoze, Craig Costello (aka KR), Herakut, Logan Hicks, C215, Suiko, Evol, Gaia, Tabone, Funk ve No More Lies’ın eserleri Pera Müzesi’nde kanlı canlı ziyaretinizi bekliyor.

Roxane Ayral küratörlüğünde gerçekleşen bu müthiş çalışmaları 05 Ekim’e kadar görme şansınız var. Benim için bol bol renklere dokunup, fotoğraf çekmeyi de unutmayın.

Pera Müzesi’nin bir diğer sergi alanı da “Kahve Molası” adını taşıyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yapılan bu seçki, kahve etrafında şekillenen rutinleri, ritüelleri, ilişkileri, kahve kültürünü ve bu kültürün gelişmesine katkıda bulunan Kütahya seramik üretimi ekseninde inceliyor.

Özellikle kahve sevenlerin, kahvenin bu sihirli yolculuğunu kaçırmaması lazım. Elimizde tuttuğumuz Mug’ların atasından, kahve fincanlarının gelişim sürecini gözler önüne seren bu muhteşem seçkiyi görmeyi ihmal etmeyin.

Pera Müzesi’nin dijital panolarına da ayrı bir hayranlık beslediğimi belirtmeliyim. Rahatsız etmeden ve öyle ilgi çekici bir şekilde hazırlanmışlar ki, sanki birer sanat eseriymiş gibi önlerinden ayrılamıyor – akış bitene kadar bekliyorsunuz.

Diğer bir ilgi çekici sergileme ise “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri”.
Klasik öncesi çağlardan günümüze, Anadolu’da kullanılagelmiş başlıca ağırlık ve ölçü aletlerini, arazi ölçümünden her türlü alışverişe, mimariden kuyumculuğa, denizcilikten eczacılığa kadar çeşitli alanlarda kullanılan her türlü ağırlık, uzunluk, hacim ölçüsünü bünyesinde barındıran bu bölüm oldukça şaşırtıcı.

Koleksiyon öyle zengin ki, her bir ölçü biriminin gelişimi ve çeşitliliği karşısında şaşırmamak mümkün değil.
Son olarak ise, Osman Hamdi Bey’in yaşamı ve sanatı için ayrılan özel bölüm ve Kesişen Dünyalar & Elçiler ve Ressamlar bulunuyor.
Pera’nın bir klasiği olan Kaplumbağa Terbiyecisi, bu özel alanda sergileniyor. İki Müzisyen Kız tablosu’da tüm etkileyiciliği ile yine bu bölümde bulunuyor.
Osman Hamdi Bey’in yaşamı ve sanatı’na bir saygı duruşu niteliğindeki bölüm, resim, arkeoloji, müzecilik, sanat eğitimi gibi kültür-sanat yaşamının farklı alanlarında yaptığı çalışmalara yer veriyor.

Kesişen Dünyalar & Elçiler ve Ressamlar, sanatın rehberliğinde diplomasi tarihinin dolambaçlı yollarında gezdirirken ilgi çekici kişiliklerle tanıştırıyor.
Pera Müzesi’ne yolunuz düşmese bile yolunuzu değiştirin ve bu içinizi açacak sanat eserlerini mutlaka görün 🙂




