Ziyaret etme fırsatı bulduğum GITEX AI Türkiye 2026’nın ardından yapay zekada pilotlardan üretime geçişi, agentic AI, veri merkezleri, güvenlik ve Türkiye’nin teknoloji merkezi olma fırsatlarını sizin için derledim.
Gelin sizi GITEX AI Türkiye 2026‘ya götüreyim. İlk gününde ziyaret ettiğim GITEX AI Türkiye 2026’nın ardından yapay zekada pilotlardan üretime geçişi, agentic AI, veri merkezleri, güvenlik ve Türkiye’nin teknoloji merkezi olma fırsatlarını sizin için derledim.
GITEX AI Türkiye 2026’da yüzlerce şirket, girişim ve yatırımcı İstanbul’da buluştu. Fakat iki günlük etkinliğin ardından bende kalan en güçlü izlenim şirket sayısından çok başka bir değişim oldu. Yapay zekanın neler yapabileceğini göstermek artık yetmiyor. Kurumlar onu üretime taşımayı, güvenli biçimde ölçeklemeyi ve gerçek iş sonucuna dönüştürmeyi konuşuyor.
Üretim. Altyapı. Ajanlar. Güvenlik. Yönetişim.
Bence GITEX AI Türkiye’yi ilginç yapan da tam olarak burasıydı.
Yapay zekanın yeni ve heyecan verici bir teknoloji olduğunu anlatma dönemi hızla geride kalıyor. Şirketler artık çok daha zor bir aşamaya geçiyor.
AI’ı çalışan bir sisteme dönüştürmek.
Üstelik bunu kurumun gerçek verisiyle, gerçek müşterisiyle ve gerçek riskleriyle yapmak.
GITEX AI Türkiye İstanbul’da güçlü bir kalabalık yarattı
Önce etkinliğin ölçeğini yerine oturtalım.
9-10 Eylül’de İstanbul Fuar Merkezi’nde ilk kez düzenlenen GITEX AI Türkiye, 350’den fazla şirket ve girişimi, 100 konuşmacıyı ve toplam 75 milyar doların üzerinde varlık yöneten 150 yatırımcıyı İstanbul’da buluşturdu. Etkinliğe 70 ülkeden teknoloji yöneticileri katıldı.
Türkiye’nin yapay zeka tarafındaki mevcut ölçeği de etkinlikte paylaşılan rakamlardan biri oldu. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi İletişim Dairesi Başkanı Gökhan Yücel, Türkiye’de yaklaşık 1.500 aktif yapay zeka şirketi bulunduğunu söyledi. Türkiye’den dört saatlik uçuş mesafesinde 1,3 milyar kişiye ve toplam 35 trilyon dolarlık pazara erişilebildiğini vurguladı.
Bu rakamlar Türkiye’nin teknoloji merkezi olma iddiası açısından önemli.
Ancak ben artık teknoloji etkinliklerinde stand ve katılımcı sayısından biraz daha farklı bir şeye bakıyorum.
O kalabalığın ne konuştuğuna.
GITEX’te ortak kelime şaşırtıcı ölçüde netti.
Pilot dönemi yerini üretim baskısına bırakıyor
Son birkaç yılda kurumsal yapay zeka tarafında çok sayıda pilot gördük.
Bir chatbot yapıldı.
Kurum içi dokümanlar modele bağlandı.
Müşteri hizmetleri için küçük bir deneme başladı.
Kodlama asistanı test edildi.
Bir departman yapay zeka kullandı.
Bunların hepsi gerekliydi. Fakat pilot yapmak ile yapay zekayı gerçek operasyonun parçası haline getirmek arasında ciddi bir mesafe bulunuyor.
GITEX akışında bu mesafenin artık daha açık konuşulduğunu gördüm.
HPE Türkiye Genel Müdürü Yasemin Doğrul’un mesajında doğrudan AI’ı keşfetme aşamasından üretime geçiş vurgusu vardı. Bunun için hızlandırılmış bilişim, güvenli altyapı ve sorumlu yönetişimi aynı denklemde konumlandırıyor.
Treomind aynı dönüşümü “izole pilotlardan güvenli, yönetilen ve sürekli çalışan kurumsal yetkinliğe geçiş” üzerinden anlatıyor. Dell tarafında ise AI yatırımlarının gerçek ve ölçülebilir iş sonuçlarına bağlanması gerektiği öne çıkıyor.
Bankacılık tarafında daha somut bir örnek de vardı.
Halkbank Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Olcay Atlıoğlu, üretken yapay zeka çalışmalarının artık deneme seviyesinde kalmadığını ve bankada sekizden fazla projenin üretimde olduğunu belirtti.
Bence sayıdan daha önemli olan kullanılan kelime.
Üretim.
Türkiye’de önümüzdeki dönemde AI başarısını kaç PoC yapıldığıyla ölçmenin anlamı azalacak.
Üretimde kaç sistem çalışıyor, müşteriye ne kazandırıyor, kaç manuel işlemi ortadan kaldırıyor, maliyeti ne kadar azaltıyor ve gelire nasıl yansıyor?
İşte asıl değer burada oluşacak.
Yapay zekanın görünmeyen tarafı giderek pahalılaşıyor
GITEX’te beni en fazla düşündüren ikinci ortak tema altyapı oldu.
Çünkü yapay zekayı çoğunlukla model üzerinden konuşuyoruz.
Gemini.
Claude.
GPT.
Yerel modeller.
Açık kaynak modeller.
Ama model ekranımızda gördüğümüz son katman.
Arkasında veri merkezi var.
GPU var.
Elektrik var.
Soğutma var.
Depolama var.
Ağ altyapısı var.
Bulut var.
Siber güvenlik var.
Ve giderek daha önemli hale gelen verinin hangi ülkede, hangi altyapıda tutulacağı meselesi var.
Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı kapsamında 1 GW veri merkezi kapasitesine ulaşılması, yapay zeka altyapısına özel sektörden 10 milyar dolar yatırım çekilmesi ve iki yılda 5 milyon kişiye AI okuryazarlığı kazandırılması hedefleniyor. Bu nedenle GITEX’te veri merkezlerinin ana temalardan birine dönüşmesi tesadüf sayılmaz.
Huawei tarafında AI iş yüklerinin veri merkezlerinin yapısını nasıl değiştirdiği konuşulurken, Odine farklı bulut ve AI altyapılarının orkestrasyonunu ve egemen bulut mimarisini öne çıkardı. Türkiye’de geliştirilen Rack-GPU gibi yerel AI altyapı iş istasyonlarının fuarda sergilenmesi de aynı değişimin başka bir göstergesiydi.
Bence yapay zeka yarışının ikinci perdesi yalnızca modeller arasında yaşanmayacak.
Elektrik, veri merkezi, GPU, bulut ve verinin nerede tutulduğu en iyi modeli kimin yaptığı kadar stratejik hale geliyor.
Hatta AI ekonomisinin en görünür kısmı model olabilir.
En pahalı kısmı giderek altyapı olacak.
Sovereign AI artık teknik bir kavramdan fazlası
GITEX akışında sık gördüğüm başka bir ifade de Sovereign AI oldu.
Türkçede egemen yapay zeka ya da yapay zeka egemenliği olarak kullanabiliriz.
Temel mesele oldukça anlaşılır.
Bir ülkenin veya kurumun AI kapasitesi büyük ölçüde başka ülkelerdeki veri merkezlerine, yabancı bulut sağlayıcılarına veya sınırlı sayıdaki işlemci üreticisine bağımlıysa ne kadar bağımsız hareket edebilir?
Bu nedenle sovereign AI yalnızca “veriyi Türkiye’de tutalım” tartışmasından daha geniş bir noktaya gidiyor.
Hesaplama kapasitesine erişim.
Yerel bulut.
Model çalıştırma altyapısı.
Kritik verinin kontrolü.
Siber güvenlik.
Enerji.
Hatta gerektiğinde kendi modelinizi kurum içinde çalıştırabilme kabiliyeti.
Siaflex, Odine ve başka altyapı sağlayıcılarının GITEX iletişiminde egemen bulut ve altyapı kontrolünü öne çıkarması bu nedenle dikkat çekiciydi.
Türkiye yapay zekada bölgesel merkez olmak istiyorsa yalnızca modeli kullanan ülke konumunda kalması yeterli olmayacak.
Modeli çalıştırabilen altyapıya da ihtiyacı var.
Chatbot sahneden inerken AI ajanı iş başına geçiyor
GITEX’te üçüncü büyük değişim agentic AI tarafındaydı.
Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Önder Güler, sohbet botlarından planlama yapan, akıl yürüten ve çok adımlı iş akışlarını yürüten otonom ajanlara geçildiğini anlatıyor. SAP Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan da yapay zekanın geleceğini yalnızca sorulara cevap vermek yerine iş süreçlerini otonom biçimde yöneten AI ajanları üzerinden tarif ediyor.
Son haftalarda Fundalina’da bunun farklı yüzlerini sık sık konuşuyoruz.
AI artık yalnızca bize cevap veren katman olmaktan çıkıyor.
Bir sonraki aşamada iş yapan katmana dönüşüyor.
CRM kaydı açabilir.
Bir satın alma sürecini başlatabilir.
Rapor hazırlayıp sisteme yükleyebilir.
Tedarikçi seçeneklerini karşılaştırabilir.
Bir iş akışındaki adımları tamamlayabilir.
Hatta bizim adımıza ödeme yapabilir.
Daha önce Yapay Zeka Bizim Adımıza Ödeme Yapmaya Hazır Peki Biz Hazır mıyız? yazısında tam olarak bu geçişin tüketici tarafını ele almıştım.
Orada mesele kullanıcının ödeme yetkisini AI’a verip vermeyeceğiydi.
Kurumsal dünyada aynı tartışma çok daha büyük ölçekte yaşanacak.
AI ajanları geldikçe güvenlik modeli de değişiyor
Ajanları konuşunca güvenlik doğal olarak hemen yanına geliyor.
Çünkü şirketlerin siber güvenlik sistemlerinin önemli bölümü insan kullanıcılar düşünülerek tasarlandı.
Çalışanın hesabı var.
Yetkileri var.
Giriş yapıyor.
Belirli sistemlere erişiyor.
İşlem gerçekleştiriyor.
Şimdi aynı kurumda onlarca veya yüzlerce AI ajanının çalıştığını düşünün.
Her birinin farklı sisteme erişimi olabilir.
API kullanabilir.
Dosya okuyabilir.
Kod çalıştırabilir.
Başka ajanlara görev verebilir.
Burada yeni bir kimlik kategorisi büyüyor.
Non-human identity.
GITEX’te BeyondTrust’ın oturumlarından birinin doğrudan “Ghost in the Machine: Securing Non-Human Identities” başlığı taşıması bence çok şey anlatıyor. E-Data tarafında da AI çağında insan dışı kimliklerin güvenliği ayrı bir tema olarak öne çıkarıldı.
Yönetişim kelimesinin HPE, SAP ve kurumsal AI sağlayıcılarının iletişiminde sürekli tekrar etmesinin nedeni de burada.
AI ajanına yalnızca ne yapabileceğini öğretmek yetmiyor.
Neye erişebileceğini, hangi sınırlar içinde hareket edeceğini ve gerektiğinde kimin durduracağını da tasarlamak gerekiyor.
Dün Fundalina’da yayımladığım Yapay Zekayı Geliştirenler Neden Ondan Korkuyor? yazısında güvenlik tartışmasının başka bir tarafını ele almıştım.
Orada frontier modellerin kapasitesinin ne kadar hızlı ilerlediğini konuşuyorduk.
GITEX ise aynı sorunun kurumsal tarafını gösterdi.
Model güçlendikçe şirketin onu yönetme kapasitesinin de güçlenmesi gerekiyor.
Türkiye teknoloji merkezi olmak istiyorsa sermaye de gerekiyor
Teknoloji merkezi olmak için yetenek ve iyi ürün tek başına yeterli olmuyor.
Sermayeye ihtiyaç var.
Özellikle yapay zeka tarafında bu ihtiyaç büyüyor.
Hesaplama maliyeti yüksek.
Altyapı yatırımları pahalı.
Global pazara çıkmak için satış ve iş geliştirme gerekiyor.
GITEX AI Türkiye’de toplam 75 milyar doların üzerinde varlık yöneten 150 yatırımcının yer alması bu nedenle etkinliğin güçlü taraflarından biri. İlk gün GITEX ile Terminal İstanbul arasında imzalanan mutabakat da Türkiye’deki girişimlerin uluslararası GITEX etkinliklerinde daha görünür hale gelmesini amaçlıyor.
Türkiye Varlık Fonu tarafında da uzun vadeli sermayenin teknoloji şirketlerinin global ölçeğe ulaşmasındaki rolü vurgulandı.
Bence Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla startup kurmak değil.
Şirketleri ikinci, üçüncü ve dördüncü büyüme aşamasına taşıyabilecek sermaye oluşturmak.
Bir girişimin kurulmasıyla global şirket haline gelmesi arasında çok uzun ve pahalı bir yol var.
Türkiye yıllardır iyi mühendis yetiştiriyor ve güçlü teknoloji şirketleri çıkarıyor.
Şimdi mesele bu şirketlerin merkezlerini, fikri mülkiyetini ve büyüme hikayesini burada tutarak dünyaya açılabilmesi.
Fuarın kalabalığı önemli ama tek başına başarı ölçüsü olamaz
Fuarın ilk günü inanılmaz kalabalıktı. Hem girişte hem de çıkışta çok zorluk yaşadım. Otoparkta yer bulmak, fuaye alanına girmek tam bir mücadeleydi. Kapasite olarak alan yeterli gelmemişti. Girişimlere ait alanı bulduğumda sesimi duyurmakta ve karşı tarafı dinlemekte çok zorlandım. Konuşmacıların bulunduğu alan çok sınırlı davetli alabildiği için oturumları da umduğum gibi takip edemedim… Belki gelecek yıl iyileştirme yapılır.
İstanbul’un GITEX gibi uluslararası bir teknoloji markasını ağırlaması değerli.
Fakat global teknoloji merkezi iddiası yalnızca sahnedeki konuşmalarla ölçülmüyor.
Ziyaretçinin havalimanından fuara gelişinden kayıt sürecine, yönlendirmeden networking alanlarına kadar deneyimin tamamı o iddianın parçası.
İlk yıl için ilginin bu kadar güçlü olması iyi bir problem.
Sonraki organizasyonlarda çözülmesi gereken bir problem de aynı zamanda.
Teknoloji etkinliğinin kendisi de iyi bir kullanıcı deneyimi sunmalı.
Türkiye yapay zekayı konuşmaktan üretmeye geçebilir mi
GITEX AI Türkiye öncesinde kendi LinkedIn paylaşımımı şu düşünce üzerine kurmuştum.
Yapay zekayı konuşmaktan öteye geçip üretime, verimliliğe ve ihracata bağlamak zorundayız.
İki günlük etkinlikten sonra bu fikrim daha da güçlendi.
Türkiye’nin 1.500 civarında aktif yapay zeka şirketine sahip olması önemli.
Global şirketlerin İstanbul’a gelmesi önemli.
Yatırımcı ilgisi önemli.
Salonların dolması önemli.
Veri merkezi hedefleri önemli.
Ama bunların hepsi başlangıç göstergesi.
Asıl başarı, yapay zekanın ekonomiye nasıl girdiğinde ortaya çıkacak.
Bankada işlem süresini ne kadar kısalttı?
Fabrikada üretkenliği ne kadar artırdı?
E-ticaret şirketinin satışına nasıl yansıdı?
Bir Türk teknoloji şirketinin kaç yeni ülkeye girmesini sağladı?
Kaç AI girişimi Türkiye’den global gelir üretmeye başladı?
Kaç şirket pilot aşamasından gerçek üretime geçti?
Bunları önümüzdeki dönemde daha fazla konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü “AI projemiz var” cümlesinin değeri hızla azalıyor.
“AI sayesinde şu sonucu aldık” cümlesinin dönemi başlıyor.
Bir sonraki GITEX’te duymak istediğim cümleler değişti
Teknoloji etkinlikleri biraz geleceğin vitrini gibidir.
Standlarda bugün gördüğümüz ürünlerin bir bölümü büyür.
Bir bölümü unutulur.
Bazıları şirketlerin gerçek operasyonuna girer.
Bazıları güzel bir demo olarak kalır.
Bu nedenle GITEX AI Türkiye’nin başarısını bugün ölçmek için erken.
Bence gerçek test bir yıl sonra başlayacak.
Bir sonraki etkinlikte daha az “AI kullanıyoruz” cümlesi duymak isterim.
Yerine şunların geldiğini görmek çok daha değerli olacak.
Bir AI projesi operasyon maliyetini yüzde 20 azalttı.
Bir girişim üç yeni ülkeye açıldı.
Bir banka üretimde çalışan ajanlarını ölçeklendirdi.
Bir teknoloji şirketi ihracat gelirini ikiye katladı.
Bir yerli altyapı çözümü global müşteriye satıldı.
Bir veri merkezi yatırımı gerçekten hayata geçti.
İşte o zaman teknoloji merkezi iddiası biraz daha somutlaşacak.
GITEX’ten Bana Kalan…
GITEX AI Türkiye’nin ardından bende kalan en güçlü fikir, yapay zekanın artık bir “teknoloji konusu” olmaktan çıkıp üretim sistemi haline gelmeye başlaması.
Model tek başına yeterli olmayacak.
Altyapı gerekiyor.
Enerji gerekiyor.
Veri gerekiyor.
Güvenlik gerekiyor.
Yönetişim gerekiyor.
Sermaye gerekiyor.
Ve sonunda bütün bunları müşterinin kullanacağı, şirketin para kazanacağı ve ülkenin ihraç edebileceği bir ürüne dönüştürmek gerekiyor.
Türkiye’nin burada gerçek bir fırsatı var. Güçlü bankacılık ve finans teknolojileri deneyimi, sanayi altyapısı, mühendislik yeteneği, girişimcilik ekosistemi ve geniş pazarlara yakınlık önemli avantajlar.
Ama teknoloji merkezi unvanı etkinlikle kazanılmıyor.
Türkiye’nin yapay zekada merkez olup olmayacağını GITEX salonlarının ne kadar dolu olduğu değil, o kalabalığın bir yıl sonra neye dönüştüğü gösterecek.
Ben bir sonraki GITEX’te daha az pilot görmek istiyorum. Daha fazla üretim. Daha fazla ölçülebilir verimlilik. Daha fazla yatırım. Ve en önemlisi daha fazla teknoloji ihracatı.
Yapay zekada vitrin dönemi kapanıyor. Türkiye için gerçek sınav, teknolojiyi çalıştırmak ve çalıştırdığını dünyaya satmak.


